Özel Batman Zilan Hastanesi Acil Servisi deneyimli ve dinamik bir kadro ile 24 saat kesintisiz görev yapmaktadır.

Gündüz hastanede mevcut tüm branşlar tarafından desteklenen acil servis, gece de hastane içinde kendi birimlerinde nöbet tutan anestezi, kalp-damar cerrahisi, İç Hastalıkları, nNöroloji, Genel cerrah, çocuk hastalıkları ve radyoloji uzmanları tarafından desteklenmektedir. Diğer branşlarda ise nöbet tutan hekimlerimiz acil servisten çağrıldıkları zaman çok kısa bir süre içinde acil konsültasyona cevap vermektedir.

Modern tıbbi cihazlar ile donatılmış olan acil serviste, 4 yataklı bir müşahede odası ve 6 yataklı çocuk müşahede odası bulunmakta, hastaların ilk tedavi ve gözlemleri burada yapılmaktadır. Bunun dışında bir travma odası, bir resüssitasyon odası, bir küçük müdahale odası ve bir muayene odası bulunmaktadır.

Acil serviste her türlü tahlil ve radyolojik tetkik, 24 saat boyunca en hızlı şekilde yapılmaktadır. Hastanemizin yoğun bakım ünitesi ve ameliyathanelerinin acil servisten kolay erişilebilir bir konumda olması her branştan acil hastayı kolaylıkla kabul ve tedavi etme olanağı sağlamaktadır.

Zilan Hastanesi, anestezi alanında mükemmeliyetçilik geleneği olan bir sağlık kuruluşudur. Anestezi uzmanlarımızın profesyonel deneyimi, ameliyathane ve yoğun bakımlarımızdaki geniş hasta çeşitliliği, hemşire ve teknisyenlerimizin titiz ve özverili görev anlayışı ve sürekli güncellenen teknik altyapımız, Zilan Anestezi Bölümü, Beyin Cerrahisi, Genel Cerrahi, Kardiyovasküler Cerrahi, Obstetrik ve Jinekolojik Cerrahi, Ortopedi, Kulak-Burun-Boğaz, Pediatrik Cerrahi, Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi, ve Ürolojik Cerrahi girişimlerinde her yaşta ve her sağlık statüsündeki hastaya 7 gün, 24 saat genel veya bölgesel anestezi uygulamaktadır. Zilan Anestezi Bölümü yalnızca ameliyathanede hizmet vermekle yetinmeyip, uluslararası standartlarda hasta izleme cihazlarının yerleştirilebildiği her noktayı uygulama alanı haline getirmiştir. Endoskopi ünitesinden girişimsel radyoloji departmanına, MR görüntüleme ünitesinden günübirlik jinekoloji servisine kadar her ortamda güvenli anestezi verilmektedir. Zilan hastanesinde hem ayaktan, hem de yatan hastalar için akut ve kronik ağrı tedavisi hizmeti sunulmaktadır. İleri dönem kanser hastalarında ağrı ve destek tedavisi yine bölümümüz tarafından yürütülmektedir. Anestezi Bölümü tarafından yönetilen Reanimasyon Ünitesi durumu kritik olan dahili ve cerrahi hastalara hizmet vermektedir. Zilan Anestezi Bölümü hastanemiz kalite yönetimi programında aktif olarak görev yapmaktadır. Her beş yılda bir yenilenen Kardiyopulmoner Canlandırma standartları, Zilan Hastanesi Eğitim Programı kapsamında Zilan Anestezi hekimlerinin aktif desteğiyle hizmet içi eğitim olarak sunulmaktadır.

Zilan Anestezinin verdiği bazı hizmetlerin detaylandırılması:

  • Akut ve kronik ağrı tedavisi
  • Ameliyathane dışı anestezi
  • Genel Anestezi
  • Kardiyovasküler Anestezi
  • Obstetrik Anestezi
  • Reanimasyon Servisi

Beslenme; büyüme, yaşamın sürdürülmesi ve sağlığın korunması için besinlerin kullanılmasıdır. Toplumda genellikle beslenme bir hastalık oluşması durumunda dikkat edilecek bir kavram olarak görülmektedir. Fakat yapılan araştırmalarda bireysel diyet ve sağlık uygulamalarının düzeltilmesi, önlenebilir hastalıkları, sakatlıkları ve erken ölümleri azaltmaktadır. Beslenme yetersizliği ve dengesizliği bazı hastalıkların oluşmasında doğrudan, bazılarında ise dolaylı nedendir. Beslenme ve Diyet Bölümü dengesiz beslenme sonucu oluşabilecek hastalıkları önlemek amacıyla koruyucu  sağlık hizmeti, var olan hastalıklarda, hastalığa özgü beslenme programı ile hastalığın tedavi edilmesi ve/veya hastalığın seyrinin iyileştirilmesi ve  hastanemizde tedavi gören hastalarımızın tedavi süreçlerini destekleyecek ve kapsamlı tedavilerde bireye özgü  enteral ve parenteral beslenme gibi özel beslenme ihtiyaçlarını gidermek amacıyla hizmet vermektedir.

Günümüzde birçok hastalığın önlenmesinde, tedavisi sırasında ve hastalık sonrasında hastanın beslenme durumunun saptanarak, kişiye özgü, yeterli ve dengeli beslenme programları ile takip edilmesi gerekmektedir.

Diyet ve Beslenme bölümü yatan hasta servise kabul edildikten sonra hekimler ve hemşireler ile multi-disiplener olarak çalışır, hastaya ve hastalığa özgü beslenme programı diyetisyen tarafından planlanarak uygulanır. Belli aralıklarla yapılan vizitlerle hastanın beslenme durumu takip edilir tüm diyet aşamalarında hasta ve refakatçisi bilgilendirilir. Eğer gerekli ise hasta taburcu edilirken gerekli diyet eğitimleri yazılı ve sözlü olarak da hastaya verilir.

Beslenme ve Diyet Bölümü kronik hastalıklarda tıbbi beslenme tedavisinden sporcu beslenmesine, çocukluk, yetişkinlik ve yaşlılık çağlarını kapsayan geniş bir alanda beslenme ve diyet danışmanlığı yaparak, sağlıklı ve ince kalmanın bilimsel yollarını öğretiyor.

Sağlıklı bir yaşam sürmek istiyorsanız, Hipokrat’ın (M.Ö. 460-M.Ö. 370) \"Yediklerin ilacın, ilacın da yediklerin olsun.\" ilkesi doğrultusunda hayatınızın her döneminde doğru ve dengeli beslenmeyle ilgili yeterli bilgiye sahip olmanız gerekiyor.

Bugün, sağlıklı ve kaliteli bir yaşam sürebilmek için doğru beslenme bilgisine sahip olmanın önemi herkes tarafından biliniyor. Bu nedenle, Beslenme ve Diyet Bölümü’nde sağlığı koruyucu ve bazı durumlarda tedavi edici özellikte olan ‘kişiye özel beslenme programı’ uygulanıyor. Bölümün en önemli görevlerinden biri de kliniklerde yatan hastaların beslenme tedavilerinin yürütülmesi, doktor ve / veya diyetisyen tarafından belirlenen beslenme tedavisi içerisinde yer alacak menülerin hazırlanması. Bütün bu aşamaları yürütürken diyetisyen, hastanın tedavisine uygun olarak planlanan menünün, hastaya ulaşmasına kadar geçen süre içindeki tüm kontrolleri yapıyor. Bunun beraberinde gerektiğinde hastalara, hastanede kaldıkları süre içerisinde, evdeki beslenmeleri hakkında eğitim verip beslenme tedavilerini düzenliyor.

Kişiye özel bir beslenme planı hazırlayan diyetisyen, sağlıklı beslenmeyi öğretmeye veya herhangi bir sağlık sorunuyla gelen kişilerde beslenme davranış değişikliği sağlamaya çalışıyor. Bunun için ilk muayenede bireylerin beslenme alışkanlıkları ayrıntılı olarak gözden geçiriliyor. Beslenme danışmanlığı almak isteyenlerin veya hastaların önce Biyoelektrikli İmpedans Analiz teknolojisi doğrultusunda üretilmiş Tanita MC 180 Multi Frequency BIA cihazıyla;

  • Hastanın Fiziksel Yapısına ait derecelendirme, Yağ Oranı ve Kas Miktarı açısından değerlendirme
  • Vücut Ağırlığının Dağılımı
  • Bazal Metabolizma Hızı
  • Vücut kas kitlesinin vücudun 5 ayrı bölgesi için bölgesel analizi
  • Vücut yağ kitlesinin vücudun 5 ayrı bölgesi için bölgesel analizi
  • Yağ oranı yağ miktarı yağsız ağırlık ve kas miktarının 5 ayrı bölge  olarak bölgesel dağlımı
  • Toplam vücut sıvısı
  • Vücut kas dengesi, Yetişkinler için Normal Vücut Yağı Oranları
  • Empedans endeksi, Vücut Kas Miktarı ve Yağ Miktarının  dağılımı
  • Yağ ve Kas Yapısına göre vücut tipi
  • İdeal Kilo (hesapla)

tespit edilip, daha sonra, yaş, boy, cinsiyet, fiziksel aktivite ve kan bulguları doğrultusunda ‘kişiye özel bir beslenme tedavisi’ planlanıyor ve uygulanan her seansta hastalara bu cihazda ölçüm yapılıp vücut kompozisyonundaki değişim ve verilen diyete uyumun takibi yapılıyor.

Beslenme ve diyetetik bölümü;

  • Beden ağırlık denetimi (şişmanlık – zayıflık)
  • Okul çağı ve ergenlerde
  • Sindirim sistemi hastalıkları
  • Karaciğer, safra kesesi ve pankreas hastalıkları
  • Böbrek hastalıkları
  • Diabetes mellitus (şeker hastalığı)
  • Kardiyovasküler hastalıklar
  • Kanser
  • İnflamasyon ve enfeksiyon hastalıkları
  • Kemik ve eklem hastalıkları
  • Besin duyarlılığı ve intoleransı
  • Sinir sistemi hastalıkları
  • Enteral ve parenteral beslenme ile ilişkilidir.

> OMURGA

> TÜMÖR

> PERİFERİK SİNİR

> SANT OPERASYONU

> EPİLEPSİ

> AĞRI VE SPASTİSİTE

> TRAVMA

> AMELİYAT SONRASI BİLGİ

> BEYİN VE OMURGA ANATOMİSİ

Beyin ve sinir cerrahisi, nörocerrahi ya da nöroşirurji merkezi ve periferik sinir sistemi bozukluklarının mekanik müdahele yoluyla tedavisini yapan bir cerrahi uzmanlık dalıdır. Bu dalda uzmanlık alan tıp doktorlarına nörocerrah ya da nöroşirürjiyen denmektedir. Bu uzmanlık eğitiminin sonrasında daha üst ihtisas dalları olarak spinal, fonksiyonel, tümör, vasküler, pediatrik nöroşirürji gibi dalları da vardır.

Gerek branşın eğitiminin ve gerekse pratik uygulamalarının zorluğu nedeni ile nörocerrahların sayısı çok fazla değildir. Tıbbın en çok dikkat ve tecrübe gerektiren dallarından biridir. Birçok ameliyatı yaklaşık 5-14 saat sürer.

BEYİN VE SİNİR CERRAHİ NEDİR?

Beyin ve Sinir Cerrahisi (Nöroşirurji) batıda 20.yüzyıl başlarında ayrı bir bilim dalı,yaklaşık 50 yıl sonra da ülkemizde bağımsız bir uzmanlık dalı
olarak kabul edilmiştinAncak gerek dünyada ve gerekse ülkemizde hızlı birgelişim göstermiştir. 20.yüzyılın son 10 yılı ABD\'de \"Beyin On Yılı \"olarak kabul edilmiş ,bu dönemde nörolojik bilimlerle ilgili araştırmalara daha fazla kaynak ayrılmıştır.

Gen mühendisliği çalışmaları,insan ömrünü uzatma ve tümör biyolojisi üzerinde yoğun çalışmalar yapmaktadır. Ayrıca tanı yöntemleri de gelişmekte, teknoloji bilime şaşırtıcı hizmetler sunmaktadır.

Nöroşirurji de hem tanı yöntemleri hem de cerrahi alet ve malzeme açısından oldukça şanslı konuma gelmiştir.

BT,MR,PET, Anjiografi ,BT Anjiografi ,EEG, Uyku EEG’si,EMG, Doppler Ultrasonografi tetkikler sinir sistemini tutan yer kaplayıcı,damar tıkayıcı ve kanamaya neden olan lezyonların tanısını kolaylaştırmaktadır.Cerrahide de mikroskop
kullanımı 1970\'li yıllarda Prof. Dr. Gazi YAŞARGİL tarafından başlatılmış,gerek çalışılan bölgeyi büyütmesi, gerekse aydınlatmanın çok iyi olması nedeniyle aşın rahatlık kazandırmıştır.

NELERE DİKKAT ETMELİYİZ?

Herkes bazen ağrı hisseder - burkulmuş bir ayak bileğinin bıçak sokulmuş gibi keskin ağrısı, bir başağrısının zonklayıcılığı, çok fazla aktivite yüzünden kaslarda hissedilen acı vb. gibi. Bu tip ağrı, akut ağrı olarak adlandırılır ve çoğunlukla bir hastalık, yaralanma veya cerrahinin sonucunda hissedilir. Akut ağrı genellikle uzun sürmez ve siz iyileşirken geçer.

Kronik ağrı farklıdır. Kronik ağrı, bir hastalık veya yaralanma düzeldikten sonra da devam edebilir. Tedavi edilemeyen veya tedavi edilmesi zor olan tıbbi bir durumdan kaynaklanabilir. Veya bazı
olgularda kronik ağrının belli bir sebebi yoktur. Kronik ağrı, bedenin herhangi bir kısmını etkileyebilir ve her tür his ve yoğunluğu kapsar. Ağrı, karıncalanma veya darbe şeklinde, yanıcı tarzda, künt veya keskin olabilir. Yaygın görülen kronik ağrılar içinde, artritler, bel ağrısı ve başağrıları yer alır.

Kronik ağrı, sinir bozucu ve yorucu olabilir, işinizi, uykunuzu, duygusal sağlığınızı, cinselliğinizi, aile ve arkadaşlarınızla ilişkilerinizi etkileyebilir. Ancak, ağrının üstesinden gelme ve onu kontrol etmenin yolları vardır. Burada kronik ağrı için birkaç tedavi seçeneği anlatılmaktadır ve aktif ve üretken bir yaşamdan zevk alabilmeniz için kronik ağrınızla nasıl başa çıkıp onu kontrol edeceğinize dair fikirler sunulmaktadır.

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları branşında Emsey Hospital; Nörolojik Hastalıklar, Endokrinoloji Hastalıkları, Kardiyolojik Hastalıklar ile Alerjik Hastalıkların teşhis, tanı ve tedavisinde hizmet vermektedir.

Bölümümüzde, 0 – 15 yaş arası çocukların sağlam çocuk takibi, taramaları, tüm çocukluk çağı aşı uygulamaları, beslenme eğitimi ve takibi, büyüme gelişimi takibi yapılmakta; hastalık hallerinde ise teşhis ve tedavileri gerçekleştirilmektedir.

Poliklinik muayene odaları, çocukların kendilerine ait bir ortamda olmanın rahatlığı ve güveni içinde muayene olmalarını sağlamak amacıyla düzenlenmiştir.

Tüm çalışanlar çocuk psikolojisine uygun davranmaya özen göstermektedir.

Poliklinik hizmetlerimizde randevu sistemi uygulanmaktadır. Hafta içi her gün 08.30–17.30, hafta sonu ise Cumartesi günleri 08.30– 13.00 saatleri arasında poliklinik hizmeti verilmektedir. Hastanemizde tam donanımlı yeni doğan ve yoğun bakım üniteleri mevcuttur. 

Bekleyen annelerin alt değiştirebilmesi ve emzirebilmesi için yeterli genişlikte ve donanımda bir alt değiştirme ile emzirme odası bulunmaktadır.

Hastalarımız, ekibimizden kendi doktorunu seçebilmektedir. Doktorlarımız hem sağlıklı çocuk izlemlerinde (aşılama, beslenme, gelişme, taramalar), hem de hastalık hallerinde ortak oluşturulmuş bilimsel programlar çerçevesinde hareket ederler. Hastalık hallerinde tetkikler (laboratuar, radyoloji), gerekli sürede ve güvenilir şekilde yapılmaktadır.

Hastanemizde pediatrik cerrahi uzmanları, hastalarımızı muayene alanı dediğimiz polikliniklerin dışında, yatan hastaların katı olan serviste de her an değerlendirebilmektedir.

Hastanemiz ‘bebek dostu hastanesi’ olduğundan, doğan bebeklerin genel kontrolleri yapılarak, annelere emzirme eğitimi de verilmektedir.

ÇOCUKTA ALERJİK RİNİT

Hastalığın Tanımı


Allerjik nezle burun ve üst solunum yollarının tekrarlayan bir hastalığı olup, burun tıkanıklığı, hapşırık, burun akıntısı, burun kaşıntısı, damakta kaşıntı gibi bulgularla ortaya çıkmaktadır. Hastaların % 50 - 60’ında allerjik göz nezlesi (allerjik konjonktivit) bulguları da görülebilir. Hastalık yıl boyu (perennial) allerjik nezle tipinde yıl boyunca değişik sürelerde ve şiddeti artıp azalarak seyredebilir veya sadece belli mevsimlerde (örneğin ilkbaharda) ortaya çıkabilir. Çocukluk yaşlarında her yaş içinde (özellikle 5-6 yaşlarından sonra) ilk bulgular ortaya çıkmaktadır. Hastalık bulguları sırasında genellikle ateş görülmez.

Görülme Sıklığı


Ülkemizde çocuklar arasında görülme sıklığı ortalama % 10-15 kadardır. Anne ve/veya babasında allerjik nezle veya bir başka allerjik hastalığı olanlarda allerjik nezle görülme sıklığı artmaktadır.

Etmenleri


Hastalık bulguları en sıklıkla bitkilerin havada uçuşan polenleri ile ve ayrıca ev tozu akarları, küf sporları, evcil hayvanların deri ve tüy döküntüleri gibi alerjenlerle karşılaşmayı takiben ortaya çıkar.

Ayrıca sigara dumanı, hava kirliliği, keskin kokular , soğuk hava, rüzgarlı hava gibi üst solunum yollarını rahatsız edici faktörler tarafından tetiklenerek bulguları başlar. Bulguların olmadığı dönemlerde çocuk son derece iyi olup tamamen sağlıklı bir görünümde olabilir.

Tanı ve Yöntemleri


Allerjik nezle tanısı sık burun ve göz kaşıntısı, akıntısı, tıkanması olan çocuklarda muayene bulguları, laboratuar testleri ve allerji deri testleri ile konur. Deri Allerji testleri her yaş grubunda yapılabilir ve allerji uzmanları tarafından değerlendirilmelidir. Elde edilen bulgular tedavide yön vericidir.

Tedavi


Allerjik nezle tedavisindeki en önemli basamak o hasta için tetikleyici olarak etki eden faktörlerden (örneğin polenler, ev tozu akarları gibi alerjenlerden, veya sigara dumanı keskin kokular gibi rahatsızlık vericiler) korunmaktır. İlaç tedavisi olarak 2 grup ilaç vardır. Bunlardan bir grubu devamlı olarak kullanılan ilaçlar olup çocuk iyi de olsaverilmelidir. Örneğin ilkbahar aylarında mevsimsel allerjik nezlesi olan çocuklarda ilkbahar ayları boyunca (Nisan-Temmuz arası) ilaçlar gerekiyorsa sürekli verilebilir. Bütün bir yıl boyunca süren (perennial) allerjik nezleli çocuklarda ise yıl içinde çeşitli dönemlerde ara ara veya uzun süre ilaçlar verilebilir. Allerjik nezleye allerjik göz nezlesi bulguları da eşlik ediyorsa göz damlası şeklinde ek ilaçlar verilmesi gerekebilir. Bu gruptaki ilaçlar çoğunlukla antihistaminik tabletler, kortizonlu burun spreyleri gibi ilaçlardır.

Diğer bir grup ilaç ise hastalık bulguları ortaya çıktığında amacıyla yani gerekli olduğunda kullanılır.

Allerjik nezle ilaçları şurup, hap, burun spreyi şeklinde olabilir. Ayrıca gerekli görülen hastalarda ek olarak allerji aşıları (immünoterapi) önerilerek karşı bireyin duyarlı olduğu allerjenlere karşı allerjisinin azaltılması yöntemi de bir tedavi seçeneğidir.

Tedavisi planlanan hastaların uygun aralıklarla takip muayeneleri yapılır, aralardaki rahatsızlıklarını nasıl tedavi edecekleri konunda bilgiler verilir ve halledemedikleri bir problemle karşılaştıklarında nereye başvuracakları kendilerine açıklanır. Hastalar kendilerine önerilen tedaviye uydukları takdirde hastalığın ağırlığında azalma görülür, tedaviye uyulmadığı takdirde hastalık bulgularında ilerleme görülür.

Hastaların uygun aralıklarla izlenmesi ve hastalığın seyrine göre tedavinin yeniden düzenlenmesi en önemli noktalardan biridir.

Komplikasyonları


Allerjik nezle hastalığı olan çocuklarda üst solunum yollarının komşuluğu ve hassalığı nedeniyle zaman zaman sinüzit, geniz eti büyümesi, orta kulak iltihabı gibi diğer hastalıklar da eşlik edebilir. Ayrıca astım hastalığı olanlarda sıklıkla yıl boyunca devam eden allerjik nezle hastalığı da vardır.

Tedaviye Uyulmadığında Ortaya Çıkabilecek Riskler


Hastalık tedavi edilmediğinde çocuğun günlük yaşamını, yaşam kalitesini, okul başarısını olumsuz yönde etkileyebilir. Tekrarlayan üst solunum yolu problemleri (sinüzit gibi) ve kulak iltihabı gibi diğer hastalıklara zemin hazırlayabilir.

Prognozu


Ayrıca bir allerjik hastalığı bulunan kişilerde bazen bir başka allerjik hastalık bulguları zaman içinde eklenebilir. Örneğin Allerjik nezleli çocuklarda zaman içinde astım bulguları da ortaya çıkabilir.

Hastalara uygulanan tedavi ile genellikle hastalık bulguları süratle iyileşir ve yakınmaların şiddeti ve sıklığı azalır.

Hastalığın tedavisinde tam olarak iyileşme değil hastalığın kontrol altına alınması amaçlanır.


NÖROLOJİK HASTALIKLAR

Çocukluk çağı beyin ve sinir hastalıkları; aslında sık görülen ancak bilinçli ebeveynler tarafından bile fark edilmesi zor olan bir hastalık grubudur. Havaleler, bayılmalar, gelişme gerilikleri, konuşamama, yürüyememe, dengesizlik, tikler ve bazı davranış bozuklukları altında çocukluk çağı nörolojik hastalıkları yatabilmektedir.

Spesifik(özel) ve patojen mikroorganizmanın herhangi bir yoldan insan vücuduna girerek yaptığı genel ve lokal yerleşme sonucunda, kendileri ve toksinleri ile oluşturdukları patolojik belirtilerle tanımlanan, özel koşullarda insandan insana bulaşabilen hastalıklar grubuna enfeksiyon hastalıkları denir.

Enfeksiyon hastalıkları tüm dünyadaolduğu gibi ülkemizde de hala görülmektedir. İstatistikler, ülkemizin en küçük köyündenen büyük kentine kadar her kademede enfeksiyon hastalıklarının görüldüğünü göstermektedir. Enfeksiyon hastalıkları, sadece kişiyi değil, toplum sağlığını tehdit etmektedir.

>Bel, Boyun ve Sırt Ağrıları Tanı ve Tedavileri

>Bel ve Boyun Fıtıkları Tanı ve Tedavileri

>Kireçlenmeler Tanı ve Tedavileri

>Kemik Erimesi (Osteoporoz) Tanı ve Tedavisi

>Eklem Hastalıkları Tanı ve Tedavileri

>Romatizmal Hastalıklar Tanı ve Tedavileri

>Siyatik Topuk Dikeni Tanı ve Tedavisi

>Kas Hastalıkları Tanı ve Tedavileri

>Spor Yaralanmaları Tanı ve Tedavileri

>Erişkİn ve Çocuk Felçleri Tanı ve Tedavileri


Titreşim Antrenmanı, inanılmaz şekilde etkili bir rehabilitasyon programının temelini oluşturabilir. Pek çok geleneksel egzersizi yapmanın zor ve ağrı verici olduğu bir ameliyat sonrasında, titreşim platformu kullanarak, provokatif olmayan pozisyonlarda çoklu kas kasılmaları sağlamanın bir yolunu bulmak mümkündür.

Sakatlık düzeldikten sonra, pek çok hasta eski kuvvetini ve zindeliğini geri kazanmak için Titreşim Antrenmanını tercih etmektedir. Bu, genellikle pek çok kişinin ihtiyacı olan bir \'motivasyon\'dur ve bu kişiler kolay, etkili ve zaman bakımından verimli olduğundan titreşim antrenmanını düzenli olarak sürdürmeyi tercih eder.

FİZİKTEDAVİ VE REHABİLİTASYON NEDİR?

Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon; kas ve iskelet sistemi hastalıklarının tanı ve tedavisinin yanı sıra, sistemde herhangi bir nedenle ortaya çıkan işlevsel bozukluklarının hastaların işlevsel kapasitelerini etkilememesi ve bu kapasitenin artarak devam etmesi için tedavileri uygulayan bir bilim dalıdır.

Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümü\'nde Gerçekleştirilen Uygulamalar:

• Kireçlenme (Osteoartrit), iltihaplı eklem hastalıkları (romatoid artrit, ankilozan spondilit, reaktif artrit vb.), tendinit gibi nedenlerden ileri gelen eklem ağrıları için fizik tedavi ve egzersiz programları,

• Ortopedik ameliyatlar veya ameliyat dışı uygulamalar sonrasında en kısa zamanda normal yaşantınıza dönmeniz için gerekli rehabilitasyon (iyileştirme) programları,


NELERE DİKKAT ETMELİYİZ?

Belirtiler ve Komplikasyonlar

- Kemik ağrıları meydana gelir.

- Eklemlerde şişme ve ödem.

- Eklem hareketleri belirgin derecede kısıtlanır.

- Parmakların en uç kısımlarındaki eklemlerde şekil bozukluğu ya da şişme meydana gelir.

- Daha çok diz,el ve kalçada tutulum meydana gelir.

-Azda olsa boyun,bel ve sırt tutulumu da gözlenir.

- Tutulumun olduğu bölgedeki kaslarda güçsüzlük ve zayıflık Eklemlerde \"krepitasyon\" denilen eklem tıkırtı sesi gelir ve eklem giderek kısıtlanır.

- Eklem sıvısında meydana gelen kemik faresi denilen \"osteofit\" ler nedeniyle sinire bası sonucu uyuşma

Tedavisi

Bu hastalığın nedeni bilinmediğinden dolayı kesin
bir,tedavisi,yoktur,ancak,gösterdiği,komplikasyon lan önlemek mümkün olabilmektedir ve bu da fizik tedavi ile yapılabilmektedir.Fiziktedavi,2 kısımdan meydana gelirki bunların ilki sıcak-soğuk uygulamalar ve elektriksel akımlar ile yapılan tedavi.2. kısım ise egzersiz kısmıdır.

Birinci kısım tedavide,eklemde meydana gelen ağrı ve şişlik gibi komplikasyonlar minimuma indirgenir,daha sonra ağrı ve şişlik geçince de kas ve eklem sistemleri zayıflayacağından dolayı kas ve ekleme yönelik kuvvetlendirme egzersizleri yapılmaktadır.Bu egzersizleri yaparken dikkat edilecek bazı noktalar vardır.Bunların en önemlisi ise,o ekleme kesinlikle fazla yük bindirmemektir..

 

Farklı ilgi alanlarına sahip kadro derinliği sayesinde, başta minimal invaziv cerrahi, acil cerrahi ve endokrin (meme, guatr bezi ve böbrek üstü bezi) cerrahisi olmak üzere, gastrointestinal sistem (sindirim sistemi) cerrahisi ve hepato-pankreatikobiliyer (karaciğer, pankreas ve safra yolları) cerrahisinde öncü uygulamalar gerçekleştirilmektedir. Kolon ve rektum (kalın bağırsak) hastalıkları konusunda tüm girişimler, en güncel teknolojiler kullanılarak yapılmaktadır. Özellikle, hemoroid (basur), fistül veya fissür (çatlak) gibi anal (makat) bölge rahatsızlıklarında halkımıza çok geniş bir tedavi yelpazesi sunulmaktadır.

Genel Cerrahi Bölümü tarafından muayene, tetkik ve tedavisi gerçekleştirilebilecek hastalık gruplaması aşağıdaki şekildedir:

Tiroid bezi hastalıkları (guatr, hipertiroidi)

Meme kanseri ve memenin iyi huylu hastalıkları

Yemek borusu kanseri ve iyi huylu hastalıkları

Anorektal hastalıklar: Tümörler, hemoroid, anal fissür, fistül

Safra kesesi ve yolları taşları ve tümörleri

Karın duvarı ve kasık fıtıkları, ameliyat sonrası oluşan fıtıklar

Travmalar ve acil cerrahi

Mide kanseri

İnce barsağın cerrahi hastalıkları, bağırsak tıkanmaları

Kolon - rektum tümörleri, iltihabi hastalıkları

Karaciğerin iyi ve kötü huylu tümörleri, kistleri

Tıkanma sarılıkları

Pankreas kist ve tümörleri

Akut ve kronik pankreatitler

Dalağın cerrahi hastalıkları

Çeşitli yumuşak doku enfeksiyonları

Laparoskopik ameliyatlar

Göğüs Hastalıkları Bölümü, solunum yolları ile ilişkili hastalıklar, allerjik hastalıklar, uykuda solunum bozuklukları ve tüberküloz tanı, takip ve tedavisi ile ilgilenen bilim dalıdır. 

Zilan Hastanesi Göğüs Hastalıkları Bölümü, poliklinik ve yatarak tedavi ünitelerinde modern tıbbın tüm olanaklarını kullanarak hizmet vermektedir. Polikliniğe başvuran hastalar; göğüs hastalıkları ve eşlik etmesi olası hastalıklar yönünden  değerlendirilerek, tedavileri planlanmaktadır.

Kliniğimiz bünyesindeki; İmmunoloji ve Allerji, Sigara Bırakma Merkezi, Uyku ve Bronkoskopi Laboratuvarları, Solunum Fonksiyonları Ünitesi ile Göğüs Hastalıkları ile ilgili tüm hastalıkların tanı ve tedavi işlemlerini gerçekleştirmektedir.

Kliniğimizde Tüberküloz açısından laboratuvar tetkikleri de dahil olmak üzere hastaların gerekli taramaları, tedavileri ve takipleri gerçekleştirilmektedir.

Akciğer kanseri tanı ve tedavisi, üstün teknoloji olanaklarını kullanarak gerçekleştirilen görüntüleme yöntemleri eşliğinde Radyoloji, Nükleer Tıp, Tıbbi Onkoloji ve Göğüs Cerrahisi hekimleri tarafından oluşturulan ortak kararlarla devam ettirilmektedir.

Göğüs Hastalıkları Bölümü\'nde tanısal bronkoskopi olanakları kullanılarak, mevcut kitlesel lezyonların tanısı, takibi ve gereğinde bu yöntemle tedavisi  planlanabilmektedir. Fiberoptik bronkoskop ile bronş sistemi mekanik olarak temizlenerek mikrobiyolojik örnekler alınmakta ve yabancı cisimler çıkarılmaktadır.

Zilan Hastanesi Göğüs Hastalıkları Bölümü’nde tanı, tedavi ve takibi yapılan hastalıklar

  • Bronşial Astım
  • Kronik Obstruktif Akciğer Hastalığı (K.O.A.H)
  • Akciğer Kanseri
  • Pnömoni
  • Akut Solunum Yetmezliği
  • Tüberküloz
  • Kronik Bronşit
  • Amfizem
  • Bronşektazi
  • Sarkoidoz
  • İnterstisyel Akciğer Hastalıkları
  • Sağ Kalp Yetmezliği
  • Plevral Effüzyon (akciğer zarları arasında sıvı toplanması)
  • Plevral Hastalıklar
  • Uykuya bağlı solunum bozuklukları (OSAS –Uyku apne sendromu)
  • Pulmoner Tromboembolizm
  • Mezotelyoma
  • Çevresel ve Mesleki Akciğer Hastalıkları
  • Paraziter Akciğer Hastalıkları
  • Mediasten Hastalıkları

Zilan Hastanesi Göğüs Hastalıkları Bölümü’nde uygulanan girişimsel ve tanısal işlemler

  • Fiberoptik Bronkoskopi
  • Plevra Biyopsisi
  • Pleurocan set ile plevral sıvı drenajı
  • Kimyasal Plöridezis (Plevral yaprakların, birbirine, ilaç yardımı ile yapıştırılma işlemi)
  • Solunum Fonksiyon Testleri (Bronkoprovakasyon, Reversibilite ve Diffüzyon Testleri)
  • Pulmoner Emboli ve Derin Ven Trombozu tedavisinin süresini belirlemede ve ailevi geçişi saptamada kullanılan genetik taramaların yapılması
  • Astım ve allerjik hastalıklarda, allerjenlerin, kan testleri yoluyla saptanması
  • Nefesdeki CO miktarının ölçümü ve takibi
  • Polisomnografi ile Uyku Laboratuarında yatırılarak uyku bozukluklarının saptanması
  • CPAP ve BiPAP cihazları ile non-invaziv ventilatör uygulanması ve takibi
Kornea: Kornea biriminde göz ön segment yapılarına ait hastalıklar değerlendirilir. Başta katarakt cerrahisi olmak üzere tüm cerrahi girişimler yapılmaktadır. Yag laser uygulamaları, kuru göz inceleme yöntemleri, speküler mikroskopi, kornea topografisi, korneal pakimetri gibi inceleme yöntemlerinden faydalanılmaktadır.

Glokom: Glokom hastalarımız bu birimde değerlendirilir. Rutin muayene esnasında glokom saptanan hastaların sürekli kontrolleri, görme alanı, glokom OCT ve pakimetri incelemeleriyle takipleri yapılır.

Retina: Bu birimde hipertansif ve diabetik retinopati, retina dekolmanları, yaşa bağlı makula dejenerasyonları(sarı nokta hastalığı), göz içi kanamalar gibi, göz arka segment yapılarına ait hastalıklar değerlendirilir. Anjiografi incelemeleri, retina OCT, göz içi ilaç enjeksiyonları ve laser tedavisi retina birimince yapılır.

Oküloplastik: Göz kapaklarına ve göz yaşı kanallarına ait hastalıklar ve operasyonlar bu birimce yürütülür. Kapak kitlelerinin alınması ve göz yaşı kanal tıkanıklığı operasyonları gibi operasyonlar yapılır.

Şaşılık: Özellikle çocukluk çağında ortaya çıkan ve çoğunlukla kırma kusurlarına bağlı gelişen şaşılıkların tanı ve tedavisi bu birim tarafından yürütülür.

Nörooftalmoloji: Nörolojik hastalıklarla birliktelik gösteren göz hastalıkları bu birimce takip edilir. Myastania gravis, tiroide bağlı göz tutulumları, göz hareket bozuklukları, göz migreni ve diğer nörolojik problemler değerlendirilir. MR, CT gibi görüntüleme yöntemleri ve görme alanı testi, renk görme, göz hareketlerini değerlendiren testlerden faydalanılır.

Üvea: Gözün iris, sklera ve koroid dediğimiz kısımlarında ortaya çıkan iltihabi ve inflamatuar hastalıkların tanı ve tedavisi üvea biriminde yapılır.

Kontakt Lens: Miyopi, hipermetropi ve astigmatizma gibi tüm kırma kusurlarında ayrıca keratokonus, büllöz keratopi, persistant epitel defekti olgularında ve diğer bazı hastalıklarda kontakt lensler kullanılabilir. Estetik amaçlı ya da kırma kusurunu da düzeltmeye yönelik renkli, renkli-numaralı ve saydam kontakt lensler mevcuttur.

GÖZÜN YAPISI:

Gözümüzün renkli kısmı iris olarak adlandırılır. En dışta bunu örten saydam, saat camı şeklinde kornea tabakası bulunur. İrisin ortasındaki açıklık pupil olarak adlandırılır. Gözün beyaz renkli tabakası sklera tabakasıdır ve bunu en dışta kaplayan saydam zar yapı konjonktivadır. İrisin arka tarafında göz merceği=lens bulunur. Göz küresinin içini arkada vitreus dediğimiz jel kıvamında bir sıvı doldurur. Bu boşluğu kaplayan sinir lifi tabakası retina adını alır. Bunun hemen altında koroid dediğimiz damar tabaka vardır. Gözün mercekle görebildiğimiz bu arka kısmında yuvarlak, pembe beyaz renkte izlenen görme sinirimizin çıktığı optik disk bulunur. Yine bunun komşuluğunda, çevreye göre daha koyu renkte makula denilen ve ayrıntılı görmemizi sağlayan kısım vardır. Gözümüze gelen ışınlar sırayla göz yaşı, kornea ve lensi geçtikten sonra retina bölgesine düşer. Buradan sinir lifleriyle beynimizdeki görme merkezlerine iletilir. Burada düzenlenen ışık uyarıları anlamlı bir görüntü halini alır. İyi bir görme için tüm bu yapıların ve göz küresini çevreleyen göz kaslarımızın sağlıklı olması gerekir.

Ameliyatlar ve İnceleme Yöntemleri

AMELİYATLAR:

    Katarakt cerrahisi
    Glokom cerrahisi
    Kapak deformitelerine ve göz yaşı kanallarına yönelik ameliyatlar
    Şalazyon, pterygium, kapka kitleleri ve hordolyum ameliyatlar
    Korneal ve konjonktival onarımlar
    Amniyon greft uygulamaları

İNCELEME YÖNTEMLERİ:

    Anjiografi -Fundus florasein anjiografi İndosiyanin yeşili anjiografi
    Görme Alanı Bilgisayarlı görme alanı testi
    Kornea Topografisi Kornea yüzeyinin değerlendirilmesi
    Speküler Mikroskopi Kornea endotel tabakasındaki hücre sayısının saptanması
    Lazer YAG Lazer Green Laser
    Korneal pakimetri
    Glokom ve retina OCT

SIKÇA SORULAN SORULAR

Katarakt nedir? Ameliyat yöntemleri nelerdir? Katarakt göz merceğinin beyazlaması olup görme bulanıklığına yol açar. Klasik yöntemle ya da fakoemülsifikasyon dediğimiz ses dalgalarının kullanıldığı bir başka yöntemle operasyon yapılır. Gözün durumuna göre ameliyat tekniğine karar verilir. İki ameliyat arasında ki fark fako tekniğinde dikiş konulmaması ve iyileşme sürecinin daha hızlı oluşudur. Her iki ameliyatta da göz içine yapay mercek konulur. Ameliyat öncesi göze dokunma ve ağrı hissini azaltan bir damla damlatılarak sadece göz bölgesinin anestezisi sağlanır. Bazı durumlarda bu anestezi için göz çevresine enjeksiyon yapılması gerekir.

Lazerle kırma kusurlarının tedavisi nasıl yapılmaktadır? Her göze bu işlem uygulanabilir mi? Bu ameliyatın riskleri var mı? Laser yöntemiyle tüm kırma kusurlarına yönelik cerrahi tedavi yapılabilmektedir (miyopi, hipermetropi, astigmatizma). En iyi başarı oranları basit miyopi olgularıdır. Bu cerrahide amaç göz numarasını mümkün olduğunca azaltmaktır. Her olguda göz numarasını tümüyle yok etmek mümkün olmaz. Kornea kalınlığı, mevcut numaranın büyüklüğü bunda etkilidir. Ayrıca gözümüzün tüm anatomik yapılarının sağlıklı olması gereklidir. Operasyon isteyen hastaya önce genel bir göz muayenesi yapılmalı, kornea kalınlığı ölçülmeli, kornea topografisi yapılmalıdır. Göz ve mevcut kırma kusuru operasyon için uygun olursa cerrahi gerçekleştirilir. Her cerrahide olduğu gibi bu cerrahi uygulamada da enfeksiyon, kırma kusurunun sürmesi ya da şekil değiştirmesi, korneada bulanıklaşma, gece görmesinde azalma gibi komplikasyonlarla karşılaşılabilinir. Bunlar çok az oranda görülmekte olup bazen operasyon tekrarı da gerekebilmektedir.

Kırma kusurları nedir? Neden 40 yaşın üzerinde yakın gözlüğü takıyoruz? Astigmatizma ışığın farklı eksenlerde kırılması sonucu ortaya çıkar. Miyopik ya da hipermetropik astigmatizma olabilir. Miyopi, görüntünün retina üzerine düşmesi gerekirken retinanın ön tarafına düşmesi olup esas olarak uzağı görememektir. Hipermetropide ise tam tersi görüntü retina arkasına düşer ve esas olarak yakını görememektir. Yaşa bağlı yakını görememe 40 yaş civarı ortaya çıkan ve yakın uyumunu sağlayan göz yapılarındaki değişikliklerden kaynaklanır. Yaşla birlikte bir miktar artar ve sonra durur.

Diabetik retinopati nedir, tedavisi nasıl yapılır? Diabet yani şeker hastalığında, hastalığın tipine, süresine, kan şekeri değerlerine bağlı olarak gözde de tutulum olabilir. Genellikle sinsi seyreder. Erken evrede saptanırsa laserle tedavisi mümkündür. Şeker hastalığı tanısı konduktan sonra mutlaka yılda bir kere göz arkası muayenesi için göz hekimine gelinmelidir.

Sarı nokta hastalığı(Yaşa bağlı makula dejenerasyonu) nedir?: Gözün arkasında sarı nokta dediğimiz ve görmeden asıl sorumlu hücrelerin yer aldığı bölgedeki hasarlanmadır. Bu hastalık riski yaşla, güneşe maruziyetle ve sigara vs gibi çevresel faktörlerle artar. Kırık, eğri, olduğundan büyük ya da küçük görme gibi belirtileri vardır.

Glokom(Göz tansiyonu hastalığı) nedir? Görme sinirinde kendiliğinden ya da göz içindeki basıncın yükselmesiyle ortaya çıkan hasardır. Körlükle sonuçlanabileceğinden zamanında tanı konması ve tedavi edilmesi gerekir. Sinsi bir hastalık olduğu için yılda bir kere rutin ölçülmesi uygundur. Yaşla glokom riski artar.

Bölüm Hakkında

Günümüz modern tıbbında bilimsel ve teknolojik gelişmelere paralel olarak İç Hastalıkları birimi (Genel dahiliye) kendi içinde birçok yan dala ayrılmakla beraber erişkin hasta grubunun cerrahi dışı tüm şikayetlerinin direkt çözüm merkezi olmaya devam etmektedir.

Ateşli hastalıklardan metabolik hastalıklara, böbrek hastalığından, karaciğer hastalıklarına tüm sorunların başvuru ve çözüm merkezi İç Hastalıkları Ünitesi\'dir.

Nefroloji, Endokrinoloji, Gastroenteroloji, Göğüs Hastalıkları, Hematoloji, Onkoloji, Enfeksiyon Hastalıkları, Romatoloji İmmunoloji-Allerji, Diabet, Kardiyoloji gibi kendini hızla yenileyen yan dallar hep Dahiliyenin içinden doğmadır.

Karın ağrısı olan hastamız da sindirim sistemi problemi olan da, iştahsızlığı olan da, öksürüğü olan da öncelikle Dahiliye Polikliniği’ne başvurmaktadır. Doğrusu da genel yaklaşım, hastayı objektif değerlendirmek ve tedavi etmek genel dahiliyenin temel prensibidir.

İç hastalıkları Uzmanı tanısını koyduğu hastayı cerrahi tedavi gerektiği durumlarda genel cerrahi başta olmak üzere tüm cerrahi branşlara yönlendirmektedir.

Yine ameliyat öncesi-ameliyat sonrası birçok vakanın kalp, akciğer (solunum), böbrek-karaciğer problemlerinin çözümüne direkt devreye giren ve sorunu çözen birim İç Hastalıklarıdır.

Özetle erişkinlerin sağlık sorunlarının tümünde ilk başvuru merkezi ve çözüm ünitesi İç Hastalıkları Birimidir.

İç Hastalıkları Bölümü ( DAHİLİYE ) şeker hastalığı, karaciğer hastalıkları, böbrek hastalıkları,kan hastalıkları, sindirim sistemi (mide ve barsaklar)hastalıkları, enfeksiyon hastalıkları, solunum sistemi hastalıkları, hormon hastalıkları ve şişmanlık gibi problemlerinizde başvurmanız gereken bir bölümdür.

Dahiliye bölümümüzde ayrıca her yaşa, cinse ve şikayetlere göre özel ayarlanmış check up programları ve el, ayak terlemeleriyle ilgili tedaviler de uygulanmaktadır..

El Terlemesi

El terlemesi kişiler için çok can sıkıcı bir konu olabilir. Eli çok terlediği için el sıkışmaktan çekinen birçok insan olabilir.

Fazla terlemenin nedenleri:

  • Hanımların menopoza girdiği dönemlerde,
  • Troid bezi fonksiyon bozuklukları (Guatr),
  • Şeker düşmesi veya çıkması,
  • Tüberküloz (verem) gibi kronik infeksiyon hastalıkları,
  • Tümör hastalıkları,
  • Nörolojik hastalıklar,
  • Obezite (şişmalık),
  • Psikolojik faktörler.

İyontoforez Tedavisinin Prensipleri

Eller yarısına kadar musluk suyu ile doldurulmuş kap içine sokulur. Kabın içinde (+) veya (-) elektrotlar bulunmaktadır. Özel bir alet ile elektrotlara doğru akım (20mA) verilir. Bu seanslar 15 - 20 gün ve 25 dakika tekrarlanır. Seansların sonucunda hastaların %90\'ına varan bir kesiminde terlemede belirli azalmalar görülür. Daha sonra haftada bir defa yapılan seanslar terlemenin tekrar başlamaması için yeterlidir. Bu tedavi, dahiliye uzmanları eşliğinde uygulanmaya başlanmıştır. Terleme şikayetleri olan kişilerin ilk önce bu tür bozukluklarının olup olmadığını araştırmak, varsa tedavi etmek gerekir. Bu nedenle bu tür şikayetleri olan kişilerin dahili bir kontrolden geçirilmesi gerekir. Hiçbir nedeni olmayan lokal el ve ayak terlemelerinde ise basit bir tedavi olan İyontoforez çok büyük faydalar sağlamıştır. Son yıllarda yapılan çalışmalar bu yöntemin %90\'lara varan bir başarı sağladığını ve diğer tedavi yöntemlerine göre hem yan etki hem de kolaylık açısından çok büyük avantajlarının olduğunu göstermiştir. Bu tedaviden fayda göremeyen hastalara ağızdan ilaç tedavisi bundan da fayda göremeyenlere cerrahi tedavi uygulanabilir. İlaç tedavisinin ağız kuruluğu, denge bozukluğu, görme bozukluğu gibi ciddi sistematik yan etkileri vardır. Cerrahi tedavi ise endoskopik yöntem ile yapılan ve çok da basit olmayan bir girişimdir.

Kimlerde Uygulanamaz

  • Hamile kadınlar,
  • Kalp pili olanlar,
  • Metal ortopedik implant taşıyanlar dışında herkese uygulanabilir.

Özel Batman Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum kliniğinde Kadın hastalıkları ile ilgili her türlü teşhis ve tedavi yöntemleri uzman hekimlerimiz tarafından verilmektedir. Kadın Hastalıkları ve Doğum kliniğinde aşağıdaki konularda hizmet vermekteyiz ; 

Tüm kadın hastalıkları teşhis ve tedavisi,

Kadın hastalıkları ameliyatları,

Laporoskopik (kamera ile kapalı) ameliyatlar.

Menopoz,

Kanserde erken tanı , takip ve tedavi,

Gebelik takipleri (riskli risksiz)

Bebeklerin intrauterin (anne karnında incelenmesi)

Amniosentez (bebeğin su kesesinden örnek alınması)

Doğum ( normal , sezeryan ya da belden uyuşturarak ağrısız doğum)

Dünyanın en güzel olaylarından biri de çocuk sahibi olmaktır. Özel Batman Zilan Hastanesi tam teşekküllü doğum hanesi , uzman hekimleri ve deneyimli ebeleri ile sorunsuz ve güven içinde 24 saat hizmet vermektedir.

Folikülometri

Kısırlık tedavisi sırasında yumurtalamanın sağlıklı olup olmadığının hormonlar ve ultrosonografi eşliğinde takibidir.

 

Histerosalpingografi (HSG)

Rahim içinde bebeğin yerleşeceği alanın yapısını değiştiren anamalikler infertilite (kısırlık) sebeplerinden biridir. HSG yani rahim filmi, rahim içini ve tüpleri incelemek için kullanılan en temel yöntemdir. Adet bitiminden hemen sonraki dönemde yumurtlama olmadan hemen uygulanmaktadır. Rahim ağızından verilen radyoopak madde önce rahim içine doldurulur, sonra kanallara doğru ilerler ve bir miktarda batına geçer. Bu sırada çekilen filmler ile normalden olan çarpmalar saptanmaya çalışılır. Bu oran infertil kadınlar arasında %5\'dir.

 

 

Histerosonografi

Rahim içine sıvı verilerek (serum fizyolojik), HSG gibi rahim anomalliklerini saptamak için yapılan tetkiktir.

 

Prenetal Erken Tani Testleri

Gebelik süresinde anne karnındaki bebeğin sağlıklı olup olmadığının erken tanısı için yapılan tahlillerdir. (İkili tarama testi, üçlü tarama testi, 3 boyutlu 2. düzey ografi)

KORONER ANJOGRAFİ

Çağımızdaki ölüm ve iş gücü kaybının en büyük nedeni kalp damar hastalıklarıdır. Kalp damar hastalıkları, zamanında fark edilip gerekli önlemler alınmazsa, damar tıkanıklığına ve bunun sonucunda da kalp krizine ve ölümcül ritim bozukluklarına yol açabilmektedir. Kalp damar hastalıklarının tanı ve tedavisinde altın standart koroner anjiyografidir.

Koroner anjiyografi, kalp damarları (koroner arter) içine özel bir ilaç verip röntgen ışınları kullanılarak görüntülerinin alındığı bir tanı ve tedavi işlemidir. İşlem için hastanın uyutulmasına gerek yoktur, işlem süresince hasta uyanıktır ve konuşabilir.

Koroner anjiyografide kalp damarlarına ulaşmak için çoğunlukla sağ kasık veya sol el bileği atardamarı kullanılır. Bunun için burası iğne ile uyuşturulur ve damar içine daha sonra çıkarılmak üzere bir plastik kılıf yerleştirilir. Bu işlem sırasında hasta bazen hafif bir sızı duyabilir. Hastanın tüm işlem süresi boyunca duyduğu sıkıntı budur. Bundan sonraki bölümde hasta herhangi bir şey hmez. Daha sonra, adına kateter denilen yaklaşık 2 mm çapında içi boş borucuklar, plastik kılıf yolu ile kalbin damarlarının ağızlarına yerleştirilir ve bu borucuklardan damarları röntgen altında görünür hale getiren özel bir madde (kontrast madde) verilir ve değişik açılardan damarların görüntüleri alınır.

Koroner anjiyografi sırasında kalp damarlarında ciddi darlık ve tıkanıklıklar izlendiğinde anjiyoplasti işlemine geçilebilir. Anjiyoplasti işlemi kalp damarlarında görülen darlık ve tıkanıklıkların açılması ve dolayısı ile kalbin gereksinimi olan kan akımının rahat sağlanması amacıyla darlık bölgesinin mekanik olarak balon ve stent ile genişletilmesidir.

Koroner anjiyografi hangi durumlarda ve kimlere yapılır? Madde madde sıralayacak olursak; * Kalp damar hastalığı düşündüren göğüs ağrısı (angina pectoris) varlığında, * Kalp krizi geçirenler (özellikle genç yaşlarda), * Kalp krizi sonrası yapılan tetkiklerde (efor testi, talyum sintigrafisi, tomografik anjiyografi) problem görülenler, * Anjiyoplasti ve stent takılmış veya bypass ameliyatı olmuş hastalarda tekrar göğüs ağrısının ortaya çıkması,

* Kalp damarları dışında başka bir nedenden dolayı kalp ameliyatı (kapak hastalığı gibi) veya kalp dışı bir ameliyat olacaklar belli bir yaşın üzerinde ise, * Belli bir neden yokken ciddi ritim bozukluğu olan hastalarda,

* Belli bir neden yok iken kalp yetmezliği olan hastalarda, * Risk faktörlerinin varlığında damar hastalığı olduğunu düşündüren testlerin anormal çıkması halinde (şikâyeti olmasa bile),

* Kalp krizinin ilk 12 saatinde veya daha sonraki saatlerde göğüs ağrısının devam etmesi halinde.

Anjiyografi işleminin tüm tıbbi girişimlerde olduğu gibi riskleri vardır ancak bu risk, teknolojik gelişmeler ve sahip olunan büyük deneyimler sonucu son derece düşüktür. Ölüm, kalp krizi, felç gibi önemli komplikasyonların (istenmeyen olay) oranı on binde beş (5/10.000) ile binde bir (1/1000) arasındadır. Ancak unutulmamalıdır ki kalp damarlarındaki teşhis edilmemiş ve dolayısı ile tedavisi yapılamamış darlıkların hastaya getireceği risk, anjiyografinin riskinin çok çok üzerindedir.

İşlem ortalama 30 dakika sürer, eğer anjiyoplasti işlemine geçilirse işlem uzayabilir.

Hastaneden ayrıldıktan sonra 24 saat süre ile işlemin yapıldığı bölgenin zorlamaması önerilir. 24 saat sonra işlem yerindeki bandı çıkarabilir, banyo yapılabilir. Girişim yerinde, bazen kanın deri altına sızmasıyla morluklar, sertlik olabilir. Bunlar önemli değildir. Morlukların tamamen geçmesi birkaç hafta alabilir. Ancak işlem yerinde kanama, şiddetli ağrı, ani şişlik olursa hemen hastaneye gidilmelidir.

Ne yazık ki, gerek koroner arter hastalığı tedavisinde kullanılan ilaçlar, gerekse balon, stent ve bypass, damar hastalığını tümüyle ortadan kaldırmamaktadır.

Dolayısı ile dikkat edilmediğinde koroner damarın aynı bölgesinde veya farklı bölgelerinde yeni darlıklar ortaya çıkabilir veya hafif olan darlıklar daha da ilerleyerek ciddi darlık haline gelip, probleme yol açabilir. Bundan dolayı hastaların risk faktörleri ile mücadele etmesi, ilaçlarını düzenli kullanması, problemlerin erken saptanması açısından doktorunun önerdiği zamanlarda ve bunun dışında şikâyeti olduğu her zaman kontrollere gelmesi çok önemlidir.

KORONER ANJOGRAFİ

Çağımızdaki ölüm ve iş gücü kaybının en büyük nedeni kalp damar hastalıklarıdır. Kalp damar hastalıkları, zamanında fark edilip gerekli önlemler alınmazsa, damar tıkanıklığına ve bunun sonucunda da kalp krizine ve ölümcül ritim bozukluklarına yol açabilmektedir. Kalp damar hastalıklarının tanı ve tedavisinde altın standart koroner anjiyografidir.

Koroner anjiyografi, kalp damarları (koroner arter) içine özel bir ilaç verip röntgen ışınları kullanılarak görüntülerinin alındığı bir tanı ve tedavi işlemidir. İşlem için hastanın uyutulmasına gerek yoktur, işlem süresince hasta uyanıktır ve konuşabilir.

Koroner anjiyografide kalp damarlarına ulaşmak için çoğunlukla sağ kasık veya sol el bileği atardamarı kullanılır. Bunun için burası iğne ile uyuşturulur ve damar içine daha sonra çıkarılmak üzere bir plastik kılıf yerleştirilir. Bu işlem sırasında hasta bazen hafif bir sızı duyabilir. Hastanın tüm işlem süresi boyunca duyduğu sıkıntı budur. Bundan sonraki bölümde hasta herhangi bir şey hmez. Daha sonra, adına kateter denilen yaklaşık 2 mm çapında içi boş borucuklar, plastik kılıf yolu ile kalbin damarlarının ağızlarına yerleştirilir ve bu borucuklardan damarları röntgen altında görünür hale getiren özel bir madde (kontrast madde) verilir ve değişik açılardan damarların görüntüleri alınır.

Koroner anjiyografi sırasında kalp damarlarında ciddi darlık ve tıkanıklıklar izlendiğinde anjiyoplasti işlemine geçilebilir. Anjiyoplasti işlemi kalp damarlarında görülen darlık ve tıkanıklıkların açılması ve dolayısı ile kalbin gereksinimi olan kan akımının rahat sağlanması amacıyla darlık bölgesinin mekanik olarak balon ve stent ile genişletilmesidir.

Koroner anjiyografi hangi durumlarda ve kimlere yapılır? Madde madde sıralayacak olursak; * Kalp damar hastalığı düşündüren göğüs ağrısı (angina pectoris) varlığında, * Kalp krizi geçirenler (özellikle genç yaşlarda), * Kalp krizi sonrası yapılan tetkiklerde (efor testi, talyum sintigrafisi, tomografik anjiyografi) problem görülenler, * Anjiyoplasti ve stent takılmış veya bypass ameliyatı olmuş hastalarda tekrar göğüs ağrısının ortaya çıkması,

* Kalp damarları dışında başka bir nedenden dolayı kalp ameliyatı (kapak hastalığı gibi) veya kalp dışı bir ameliyat olacaklar belli bir yaşın üzerinde ise, * Belli bir neden yokken ciddi ritim bozukluğu olan hastalarda,

* Belli bir neden yok iken kalp yetmezliği olan hastalarda, * Risk faktörlerinin varlığında damar hastalığı olduğunu düşündüren testlerin anormal çıkması halinde (şikâyeti olmasa bile),

* Kalp krizinin ilk 12 saatinde veya daha sonraki saatlerde göğüs ağrısının devam etmesi halinde.

Anjiyografi işleminin tüm tıbbi girişimlerde olduğu gibi riskleri vardır ancak bu risk, teknolojik gelişmeler ve sahip olunan büyük deneyimler sonucu son derece düşüktür. Ölüm, kalp krizi, felç gibi önemli komplikasyonların (istenmeyen olay) oranı on binde beş (5/10.000) ile binde bir (1/1000) arasındadır. Ancak unutulmamalıdır ki kalp damarlarındaki teşhis edilmemiş ve dolayısı ile tedavisi yapılamamış darlıkların hastaya getireceği risk, anjiyografinin riskinin çok çok üzerindedir.

İşlem ortalama 30 dakika sürer, eğer anjiyoplasti işlemine geçilirse işlem uzayabilir.

Hastaneden ayrıldıktan sonra 24 saat süre ile işlemin yapıldığı bölgenin zorlamaması önerilir. 24 saat sonra işlem yerindeki bandı çıkarabilir, banyo yapılabilir. Girişim yerinde, bazen kanın deri altına sızmasıyla morluklar, sertlik olabilir. Bunlar önemli değildir. Morlukların tamamen geçmesi birkaç hafta alabilir. Ancak işlem yerinde kanama, şiddetli ağrı, ani şişlik olursa hemen hastaneye gidilmelidir.

Ne yazık ki, gerek koroner arter hastalığı tedavisinde kullanılan ilaçlar, gerekse balon, stent ve bypass, damar hastalığını tümüyle ortadan kaldırmamaktadır.

Dolayısı ile dikkat edilmediğinde koroner damarın aynı bölgesinde veya farklı bölgelerinde yeni darlıklar ortaya çıkabilir veya hafif olan darlıklar daha da ilerleyerek ciddi darlık haline gelip, probleme yol açabilir. Bundan dolayı hastaların risk faktörleri ile mücadele etmesi, ilaçlarını düzenli kullanması, problemlerin erken saptanması açısından doktorunun önerdiği zamanlarda ve bunun dışında şikâyeti olduğu her zaman kontrollere gelmesi çok önemlidir.

 

KALP PİLLERİ ( KARDİYAK PACEMAKER)

 

 

Günümüz gelişmiş toplumlarında kalp hastalıkları tanı ve tedavisi, kanıta dayalı modern tıbbın önemli bir uğraş alanıdır. Klinisyenlerin uğraşı ve zekâsı yaratıcı biyomedikal mühendislik ile birleşince günümüzde kalp ritm bozukluklarında hastaların yaşam sürelerini ve kalitelerini arttıran yeni tedavi yöntemlerinin kullanılması mümkün olmuştur.

 

Kalp ritm bozukları için implante edilebilen (hastaya takılabilen) cihazların 1950’li yıllarda başlayan serüveni 1980’lerde implate edilebilir kardiyoverter-defibrilatörler (ICD),2000’li yıllarda kardiyak resenkronizasyon (CRT) tedavisi ile devam etmiştir. Sayısız uluslararası klinik çalışma kardiyak pacemalerların yararını ve güvenliliğini doğrulamaktadır. Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de hızla artan kalp hastalıkları tedavisinde, hastaya takılabilen bu kalp cihazlarına ilgi hızla artmaktadır.

 

Kimler bu cihazlardan fayda görür?

 

Kalıcı kalp pilleri için uygun olan hasta gruplarını ana hatları ile şu şekilde özetleyebiliriz;

 

1)            Kalp iletim sistemi bozukluğu olan ,bu iletim sistemi bozukluğuna bağlı senkop          ( bayılma)  öyküsü olan hastalar ( atriyoventriküler tam blok, ikinci derece atriyoventriküler blok, hasta sinüs sendromu, hipersensitif karotid sinüs ve malign vazovagal sendrom…….)

 

2)            Kalp damar hastalığı veya kalp kası hastalığına bağlı kalp yetmezliği olan hastalarda kalp elektrogramında kalp kaslarında eş zamanlı kasılma kusuru olan hastalar kardiyak resenkronizasyondan ( CRT) fayda görürler.

 

3)            İmplante edilebilen kardiyoverter-defibrilatör ( ICD ) tedavisinden fayda görecek hasta gruplarını ana hatları ile kısaca özetleyecek olursak ; a) ölümcül ritm bozukluğu ( ventriküler taşikardi, ventriküler fibrilasyon ) öyküsü olan hastalar, b)kalp damar hastalığı veya kalp kası hastalına bağlı kalp pompa fonksiyonları ileri derecede zayıflamış olan hastalar, c)Ailesel geçişi de bulunan ve ritm bozukluğuna bağlı ani kardiyak ölüm açısından risk altında olan hastalar ( hipertrofik kardiyomiyopati, brugada sendromu, aritmojenik sağ ventrikül displazisi, uzun QT sendromu…..)

 

Kalıcı kalp pili takılması nasıl bir işlemdir?

 

Kalıcı kalp pili, kalp ritim bozuklukları ve kalp pili alanında deneyimli kardiyologlar tarafından ameliyathane koşullarında takılır. Genelde lokal (bölgesel ) anestezi tercih edilir. Sağ veya sol göğüs ön yüzünde bulunan derin toplardamarlar aracılığı kalbe uyarı verebilen elektrodlar yerleştirilir. Göğüs ön yüzünde kasların arasına açılan cebe pil bataryası yerleştirilir. Kalp pilleri dışarıdan yardımcı cihazlar ile hastaya özgü programlanabilir.

 

Olası riskler nedir ve nasıl bir takip gerekir?

 

İşlem planlanan cihazın türüne ve elektrod sayısına göre değişmekle birlikte 2-3 saat sürebilmektedir. Aynı gün içinde hastane içinde yürüyebilme ve 48 saat içine hastaneden taburculuk mümkündür.

 

En çok korkulan husus enfeksiyondur, bu nedenle gerek işlem öncesi gerekse işlem sırasında ve sonrasında antibiyotik kullanımı ve yara bakımı önem arz etmektedir. Kalbin toplar damarlarını ve kalbin kendisini ilgilendiren bir cerrahi girişim olması nedeni ile kanama, damar yırtılması, kalp delinmesi, işlem sırasında oluşabilecek ritim bozuklukları karşılaşılabilecek düşük olasılıklı riskler arasındadır.

 

Kalıcı kalp pili takılan hastaların ilk dönemlerde 1 aylık, daha sonra 3-6 aylık periyotlar ile kalp pili programlanması ve olası sorunlar yönünden takibi elzemdir.

 

Kalp pili türü ve programına göre değişmekle birlikte günümüzde kalp pili bataryalarının 5-10 yıllık ömürleri göz önüne alındığında ileriki dönemlerde batarya değişimleri gündeme gelecektir.

 

Bahsettiğimiz bu kalp cihazlarının hasta yaşamına kattığı zaman ve kalite göz önünde bulundurulduğunda, hasta ve doktor için katlanılması gereken zahmet ve sağlık sistemi için görece pahalı maliyet arka planda kalmaktadır.

 

KALP RİTİM BOZUKLUKLARI ( ARİTMİ)

 

 

Kalp çarpıntısı polikliniklere ve acil servislere en sık başvuru sebeplerinden birisidir. Yapılan çalışmalarda dahiliye ve kardiyoloji polikliniklerine başvuran hastaların 16’sının hekime geliş şikayetinin kalp çarpıntısı olduğu tespit edilmiştir.

 

Çarpıntı algısal bir semptomdur. Kişinin kendi kalp hareketlerini hmesidir.  Kalbin güçlü, ani ya da düzensiz atışının rahatsızlık verici şekilde hissedilmesi şeklinde tanımlanır. Aritmi, ritim bozukluğu demektir. Aritmiler kalbin kasılmasını sağlayan elektriksel uyarının çıkışında veya iletilmesindeki problemlerden oluşur. Normalde kalp hızı dakika 60-100 arasındadır. Aritmiler, normal, yavaş (bradiaritmiler; dakikada 60 atımdan az) veya hızlı (takiaritmiler; dakikada 100 atıştan fazla) kalp hızıyla birlikte meydana gelebilir.

 

Kalp çarpıntılarının bir kısmının tamamen sağlıklı kalplerde oluştuğu ve ciddi bir risk oluşturmadığı gösterilmiştir. Ne var ki çarpıntılarının bazıları hayatı tehdit edici aritmilerinden kaynaklanabilmektedir ve ciddi ve kalp hastalığının habercisi olabilmektedir.

 

Ritim bozuklukları nedenleri arasında kalp damar hastalıkları, kandaki elektrolit dengesizlikleri, kalp kası hastalıkları sayılabilir. Atriyal ve ventriküler erken atımlar sık görülen ritim bozuklukları olmakla birlikte atrial fibrilasyon (AF) çok yaygın görülen düzensiz bir ritim bozukluğudur. Paroksimal supraventriküler takikardiler ablasyon tedavisine cevabı iyi olan ritim bozukluklarıdır. Ventriküler takikardi ve ventriküler fibrilasyon ciddi ve ölümcül ritim bozukluklarıdır. Sinüs düğüm hastalıkları ve kalp blokları kalp pili tedavisi gerekebilen ritim bozukluklarıdır. Uzun ve kısa QT sendromları gibi bazı ritim bozukluklarının ailesel geçiş özelliği mevcuttur.

 

Aritmiler sessiz ve şikayetsiz olabilir. Muayene sırasında düzensiz kalp atışını tespit edilebilir. Bazen ise değişen derecelerde çarpıntı (kuş kanat çırpıyormuş gibi, motor tekliyormuş gibi tarif edilebilir), göğüste veya boyunda vuruntu hissi, baş dönmesi, bayılma, nefes darlığı, göğüste rahatsızlık hissi, güçsüz veya yorgun hmek gibi şikayetler ile kendisini gösterebilir.

 

Ritim bozukluklarının teşhisinde iyi bir anamnez ve muayene şarttır.  Elektrokardiyogram(EKG), Holter, Elektrofizyolojik çalışma ( EPS ) gibi tanı testleri ile teşhis konulduktan sonra aritminin çeşidi ve ciddiyetine göre  yaşam tarzı değişiklikleri, ilaçlar, elektrik şoku, katater ablasyonu, kalp pili gibi tedavi seçenekleri gündeme gelebilir.

 

 

Klinik Biyokimya

Özel Batman Zilan Hastanesi Laboratuarı; modern donanımlara sahip tanı sürecine etki eden bölümlerdendir. Laboratuarımızda çalışılan testler sürekli yenilenen ve cihazlarla, çeşitli kontrol merkezlerinin denetiminde mümkün olan en kısa zamanda sonuçlanmaktadır. En güvenilir yöntemlerle olası en kısa zamanda hastalarımıza hizmet verilmektedir. Laboratuarımızda çalışılamayan testler anlaşmalı olduğumuz Prolab Laboratuarlarında çalışılmaktadır. 
Özel Batman Hastanesi, biyokimya ve bakteriyoloji laboratuarında tüm kan, idrar, dışkı ve diğer vücut numunelerinde biyokimya ve bakteriyoloji uzmanları denetiminde 24 saat kesintisiz biyokimya ve bakteriyoloji tetkikleri yapılmaktadır.
Klinik biyokimya
Hemotoloji
Seroloji – İmmunoloji
Hormon Analizleri
EIA
Tümör (CA işaretleyicileri)
Alerji paneli

Özel Batman Zilan Hastanesi Kulak Burun Boğaz ünitesinde, Endovizyon ve Mikroskop eşliğinde hertürlü k.b.b. hastalığının, Endoskopik inceleme ve detaylı kulak muayenesi ve acil, poliklinik ve yatarak tedavileri uzman hekimimiz tarafından yapılmaktadır. 

Bu kapsamda;

Endovizyonlu Kulak Burun Boğaz muayenesi ,

Ses bozuklukları ve tedavisi, 

Burun tıkanıklıklarının tedavisi ,

Alerjik Kulak Burun Boğaz hastalıkları ve muayenesi,

Kulak Burun Boğaz operasyonlarının tümü,

Kulak Cerrahisi, 

Burun ve Endoskopik Sinüs Cerrahisi,

Bademcik ve Geniz eti Operasyonları,

Horlama ve Uyku Apnesi Tedavileri,

Estetik Burun Operasyonları 

yapılmaktadır


Alerjik nezle (Alerjik rinit) nedir ?

Bir yada birden fazla alerjene karşı duyarlılığı olan bir kimsede , alerjen ile karşılaşma halinde burunda başlıca akıntı , aksırık , kaşıntı ve tıkanıklık şeklinde yakınmaların oluştuğu hastalık tablosu alerjik nezle olarak tanımlanır. Hastalığın isminden de anlaşıldığı gibi kişinin bir alerjene duyarlı olması ve bu alerjen ile karşılaşmanın o kişide nezle yakınmaları oluşturması gerekir. Aksi durumda alerjen nezle tanısı konamaz

Alerjik nezle sık görülen bir hastalık mıdır ?

Her yaş grubunda en sık görülen kronik ( müzmin) hastalıklardan biridir. Ülkeden ülkeye değişmekle birlikte toplumlarda alerjik nezle görülme sıklığının %10 ile %25 arasında değiştiği tahmin edilmektedir. Genel olarak batı ülkelerinde bu oran doğu ülkelerinden daha yüksektir. Ülkemizdeki araştırmalar bu oranın batı ülkeleri kadar yüksek olmasa bile doğu ülkelerinden fazla olduğunu göstermiştir. 

Alerjik nezle neden önemlidir ?

Alerjik nezle; burunda neden olduğu sıkıntılar , iş yada okul başarısının düşmesi , dikkat dağınıklığı , konsantrasyon bozukluğu , uyku bozuklukları gibi yakınmalar ile yaşam kalitesinde bozulmalara yol açabilir. Ayrıca sinüzit , orta kulak iltihabı ve astım hastalığının kötüleşmesi gibi etkileri de olabilir. 

Alerjik nezle nasıl gelişir ?

Tüm alerjik hastalıklarda olduğu gibi alerjik nezlenin gelişmesindeki en büyük risk faktörü , o kişinin ailesinde alerjik hastalıkların olması yani kişinin alerjik bir bünyesinin olmasıdır. Ancak özellikle tek yumurta ikizlerinden birinde alerjik nezle saptanırken diğerinde olmaması bilinen bir durumdur. Bu durum alerjik hastalıkların gelişmesinde yalnız genetik faktörlerin rolü olmadığının en büyük kanıtıdır. Nitekim son 20 yılda , özellikle batı ülkelerinde , alerjik hastalıkların iki kata varan oranlarda artmış olması , çevresel faktörlerinde rolü olduğunu düşündürmektedir. Ancak bugüne kadar çevremizdeki binlerce faktörden hangisinin veya hangilerinin buna neden olduğu henüz gösterilememiştir. Sigara , egzoz dumanı , hava kirliliği giderek daha hijyenik ortamlarda yaşamamızın rolü olabileceğine yönelik kanıtlara ulaşılmıştır. 


Alerjik nezle neden ileri gelir ?


Vücudumuzun hem dış (bakteri , virüs, parazit) hem de iç (kanser gibi) düşmanlara karşı korunması bağışıklık sistemi denen bir sistem ile sağlanmaktadır.Bu sistem tepkilerini aralarında kompleks ilişkiler olan hücre ve moleküler aracılığı ile verir. 

Bağışıklık sistemi organizmamız için zararlı olan bir etken ile karşılaştığında , ona karşı güçlü tepkiler üretir ve onu ortadan kaldırarak bize zararlı olmasını engeller. Organizmamız , zararlı olmayan yabancı bir etken ile karşılaştığında ise daha ölçülü tepkiler verir. Çünkü bağışıklık sisteminin verdiği güçlü tepkiler genelde vücudumuz için rahatsızlık verici nitelikte durumlara yol açar. Bunlar vücut sıcaklığının yükselmesi ve kırgınlık gibi genel belirtiler veya tepkinin verildiği organa ait yakınmalar şeklinde kendini gösterir. Bu kapsamda alerji , vücudumuza solunum , mide -barsak veya deri teması ile giren bazı yabancı maddelere karşı gereğinden fazla aşırı tepkiler vermesi olarak tanımlanır. Bir diğer ifadeyle , genel kanının aksine alerji , bağışıklık sistemindeki bir eksiklikten değil , aksine zararlı olmayan bir yabancı maddeye karşı aşırı bir tepki verilmesinden ileri gelir.

Alerjik nezleye neden olan alerjenler nelerdir ?

Alerjik nezleden en sık sorumlu olan alerjenler ; polenler , ev tozu akarı ve hayvanlardır. Bunların yanı sıra bazı mantarlar , hamam böceği ve nadiren de gıdalar alerjik nezleden sorumlu olabilir. Ülkemizde en sık alerjik nezle nedeni polen alerjisidir ve polenlerden de en sık görüleni ise çayır polenleri yani çim polenleridir. Akar ise ev tozu içinde yaşayan ve gözle görülmeyecek derecede küçük olan bir böcektir ve özellikle de tekstil ürünlerinin üzerinde bulunur. Hayvanlardan ise en sık alerji yaptığı bilinen kedidir. 

Alerjik nezle tedavi edilebilir mi ? 

Mevcut tedaviler hastalığı kontrol altında tutarak hasta kişinin sağlıklı kişiler kadar kaliteli yaşam sürmesine olanak sağlar. Ancak alerjik nezleyi tamamen ortadan kaldıran bir tedavi şekli henüz mevcut değildir. 


Alerjik nezle nasıl tedavi edilebilir ?


Alerjik nezle tedavisi kabaca üç aşamada incelenebilir. İlk aşamada; tüm alerjik hastalıklarda olduğu gibi alerjenden sakınmadır. Alerjenden sakınma yakınmaların oluşmasını büyük oranda kontrol edilebilirse de her zaman bunu başarmak mümkün değildir. Bu taktirde yakınmaların düzenli veya gerektikçe kullanılan değişik ilaçlar ile kontrol altında alınması gerekir. Hekimler hastalığın şiddeti , hasta yaşı , kolay kullanabilirliği ve maliyet gibi faktörlerin göz önünde tutarak her hasta için özgün tedaviler önerirler. Hem alerjenden sakınma hem de ilaç tedavilerini önerilen şekilde uygulaması ile hastaların büyük çoğunluğunda yakınmalar giderilebilir ve hastanın yaşam kalitesi arttırılabilir. İlk iki aşama tedavileri uygulamasına karşın yeterli yararı görmeyen küçük bir hasta grubunda ise hastaların çoğunlukla \"aşı\" olarak andıkları immünoterapi tedavisi uygulanabilir. İmmünoterapi tedavisinde hastaya duyarlı olduğu alerjen giderek artan dozlarda verilerek bağışıklık sisteminde verilen tepkilerin azaltılması amaçlanır. Bu tedavi biçimi genelde hastalık kontrolünü arttırsa bile ortadan kaldıramaz. İmmünoterapi yapılma kararı ve nasıl yapılacağı konu hakkında uzmanlık eğitimi almış alerjistler tarafından verilmelidir. 

Neye alerjik olduğum anlaşılmadan alerjik nezlem tedavi edilebilir mi?

Ülkemizde alerji testlerinin yapıldığı merkez sayısı kısıtlıdır. Her an her yerde alerji testlerini yapmak mümkün değildir. Bu sebeple neye duyarlı olunduğunu gösterilmeden tedaviye başlanabilir. İvedilikle yakınmaların ilaçlar ile kontrol altına alınması ve hastanın yaşam kalitesinin geri kazandırılması hekimlerin birincil önceliğidir.

Nöroloji Bölümü sinir sisteminin hastalıklarının teşhis, izlem ve tedavisi ile ilgili hizmetleri sunmaktadır. Sinir sistemi hastalıkları içinde beyin, omurilik, periferik sinirler ve kasları ilgilendiren hastalıklar yer almaktadır.

Hastanemiz Nöroloji Bölümü hızlı tetkik ve tam donanımlı Yoğun Bakım Ünitesi olanakları ile özellikle acil tanı ve tedavi gerektiren nörolojik hastalıklar açısından bir ilk başvuru merkezi konumundadır. Merkezimizin en önemli özelliklerinden birisi de hastaların gerek tanı gerekse tedavi süreçlerinde multidisipliner yaklaşım ile izlenmesidir. Bu şekilde hastalar bir bütün olarak (her yönüyle) ele alınmakta ve değerlendirilmektedirler.

Bölümümüzde Tanı ve Tedavisi ile ilgilenilen Hastalıklar:

  • Başağrıları
  • Beyin Damar Hastalıkları
  • Epilepsi
  • Multipl Skleroz
  • Demans
  • Hareket Hastalıkları
  • Periferik Sinir Hastalıkları
  • Kas Hastalıkları
  • Myastenia Gravis
  • Vestibüler Sistem Hastalıkları
  • Uyku Bozuklukları

Bölümümüzde Yapılan Tetkik ve Girişimler:

  • Elektromyografi (EMG)
  • Elektroensefalografi (EEG)
  • Uyarılmış Potansiyeller (EVOK)
  • Nöropsikolojik Değerlendirme
  • Kas-Sinir Biyopsisi
  • Lomber Ponksiyon (BOS alımı)
  • Botulinum Toksin Enjeksiyonu

Özel Batman Zilan Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü, bulunduğu bölgenin 24 saat hizmet veren önemli travma merkezlerinden birisidir.
Acil travmalarda hayati tehlike oluşturan tüm major kırıklar ve iş gücü kaybına yol açabilecek minör kırıklar uzman travma ekibi tarafından değerlendirilmektedir.


Çoklu organ yaralanmalarından basit kırıklara kadar farklı yaralanmaların tedavisi ve takibi sürdürelebilmektedir. Erişkin kalça kırıkları, uzun kemik kırıkları, asetabulum kırıkları gibi farklı yaralanmalar uzman cerrahi ekip tarafından tedavi edilmektedir.
Kullanıma bağlı gelişen sağlık problemleri teşhis edilmekte, omuz,diz ,ayak bileği eklemleriyle ilgili sağlık sorunları artroskopik yada açık cerrahi metodlarıyla tedavi edilmektedir.


Menisküs yırtığı ve kıkırdak yaralanmaları diz ağrısının önemli nedenlerindendir. Bu rahatsızlıklar eşlik eden başka patoloji yoksa artroskopik olarak tedavi edilebilirler. Daha hızlı ve daha az ağrılı olması nedeniyle günümüzde artroskopik cerrahi tek seçenektir.


Ön çapraz bağ diz ekleminin en sık yaralanan bağıdır. Dizde boşluğa basma hissi, ağrı ve şişmeyle sonuçlanır. İlerleyici eklem kireçlenmesine yolaçar.
Ön çapraz bağ cerrahisi kliniğimizde daha konforlu yaşam talebi olan ve sportif aktivitelerini sürdürmek isteyen tüm hastalarımıza sunulmaktadır

Tekrarlayan omuz çıkığı ve rotator manşet yırtığı gündelik yaşam kalitesini düşüren önemli omuz rahatsızlıklarıdır.
Bu rahatsızlıkların güncel tedavi metodu artroskopik tedavidir. Bu sayede hastanede daha kısa sürede kalarak ,hızlı bir şekilde işe dönüş sağlanabilmektedir. Artroskopik omuz cerrahisi sayesinde sadece kamera ve enstrümanların girecekleri büyüklükte kesiler yapılır. Daha az ağrı ve daha hızlı iyileşme sağlanır. 

Ortopedi ve Travmatoloji, tıbbın en geniş bölümlerinden biridir. Bünyesinde bir çok özel dal içermektedir. Bu dalların her biri ayrı özellikler ,teknikler ve tecrübeler gerektirmektedir. Özel Batman Zilan Hastanesi bu özelliklerin en ince ayrıntısına kadar inerek hastalarına en uygun tedaviyi sunmayı amaç edinmiştir.Ünitemizde konusunda uzman hekimler ile 24 saat hizmet vermekteyiz. 

Her türlü kemik , eklem ve yumuşak doku yaralanmalarının acil tedavisi, 

Diz ve omuz yaralanmaları , diz içi menisküs ve bağ yırtıklarının artroskopik tanı ve tedavileri, 

Sporcu sağlığı ve spor yaralanmaları tanı ve tedavileri, 

Bel ve sırt ağrılarının tanı ve tedavileri ile gereken ameliyatları ; omurga kırıkları ve şekil bozuklukları ameliyatları, 


Kalça , diz , omuz , protez ameliyatları, 

Kemik ve yumuşak doku tümörlerinin tanı ve tedavileri, 

Çocuklarda görülen doğumsal kemik , eklem , kas hastalıklarının tanı ,tedavi ve takipleri, 

Osteoporozun tanı ve tedavisi,

Deneyimli ekibimiz tarafından yapılmaktadır

ARTROSKOPİ

Artroskopi ekleme bakmak anlamına gelen latince bir kelimedir. Günümüzde Ortopedi ve Travmatoloji branşı tarafından uygulanan tanı ve tedavi metodudur. Eklemin su ile şişirilmesini takiben ortalama 4 mm. kalınlığında cihazların cilt yoluyla ekleme yerleştirilmeleri şeklinde yapılır. Cilt kesilerinin küçüklüğü ve dokulara az zarar vermesi nedeniyle hastanede kalış süresini, enfeksiyon riskini, ameliyat sonrası ağrı miktarını ve kötü kozmetik görünümü azaltması bakımından açık cerrahiye göre avantajlı bir yöntemdir. Yöntemin uygulanabilmesi için eğitim ve özel cerrahi ekipman gerekmektedir. . 

DİZ ARTROSKOPİSİ

Diz artroskopisi bu bölgedeki hastalıkların çok olması ve dizin anatomik olarak artroskopik cerrahiye izin vermesi nedeniyle günümüzde en sık artroskopik cerrahi uygulanan bölgedir. Bu yöntemle dizdeki; menisküs, kıkırdak, bağ, kemik ve yumuşak doku gibi hemen her dokuya rahatça ulaşılabilmekte ve tedavisi yapılabilmektedir. Yine bu yöntemle eklem içi kırıklara da müdahale edilebilir. 

OMUZ ARTROSKOPİSİ


Omuz rahatsızlıkları genellikle omuzun uygunsuz veya aşırı kullanılmasıyla oluşan durumlardır. Spor yaralanmalarından sonra da görülebilmektedir. Yöntem omuz rahatsızlığı sonrası rehabilitasyon görmüş ancak yeterince tatmin edici sonuca ulaşılamamış durumlarda tercih edilir. Yöntem sayesinde omuz eklemi, eklemi çeviren manşet ve yumuşak dokuların değerlendirilmesi ve tedavisi kolaylıkla sağlanır.

AYAK BİLEĞİ ARTROSKOPİSİ

Ayak bileği artroskopisi, diz ve omuz artroskopisine göre daha sınırlı bir alanda kullanılsada ayak bileğindeki birçok kıkırdak, kemik ve yumuşak doku rahatsızlıklarına müdahale şansı tanır. Özellikle sporculardaki kıkırdak lezyonlarının tedavileri artroskopik girişimin verdiği avantajlar kullanılarak kolaylıkla sağlanır. 

KIKIRDAK YARALANMALARI 

Kıkırdak yaralanmalar gençlerde genellikle travmaya maruz kalan eklemlerde kıkırdak yüzeyinin iyileşmeyen yırtıkları yada altındaki kemikle beraber kırılmaları şeklinde oluşmaktadır. Orta ve ileri yaş hastalarda ise yaşlanmaya ve aşırı kullanmaya bağlı oluşabilmektedir. Yine her yaş grubunda ilaçlar ve zehirli maddelerin etkisi ile kıkırdak hastaları gelişmektedir. Genellikle kendisini dizde şişlik, ağrı, takılma hissi yada ciddi hareket kısıtlılığı olarak göstermektedir. Bu tip yaralanmalarda hastanın yaşı, aktif hayat beklentisi, yaralanan alanın genişliği ve derinliği göz önüne alınarak cerrahi metod seçilir.

Mikrokırık ( Microfracture) : Hasarlı kıkırdak alanının temizlenmesi ve tabandaki sağlıklı kemik dokunun delinerek canlandırılması bu yöntem artroskopik olarak gerçekleştirilmektedir. 

Mozaikplasti (Mozaicplasty) : Hasarlı alan çıkartılarak yerine eklemdeki yük taşımayan bölgeden sağlıklı kıkırdak ve kemik dokunun taşınması işlemidir. Yöntemin büyük çoğunluğu artroskopik olarak yapılmaktadır. Kısmen açık cerrahi gerektirmektedir. 

Kıkırdak Hücre Ekilmesi ( Autolog Chondrocyte Implantation) :Hasarlı alanın çok geniş olduğu genç hastalarda uygulamaktadır. Tedavi iki aşamalı olarak yapılmaktadır. İlk aşamada hastadan kıkırdak doku örneği alınarak cerrahi işleme son verilir ve hasta evine gönderilir. Bu alınan kıkırdak dokudaki hücreler laboratuar ortamında hasarlı alanın tamirine yetecek kadar üretilir. Yeterli doku elde edilince hasta tekrar ameliyata alınır ve bu üretilen kıkırdak hastaya ekilir ve iyileşmesi beklenir. 

ÖN ARKA ÇAPRAZ BAĞ YIRTIKLARI 

Ön çapraz bağ ve arka çapraz bağlar dizin içinde yer alan ve dizin hareketlerini sabitleyen önemli bağlardır. Ön çapraz bağ öncellikle bacağın diz altındaki öne doğru kaymasını, ek olarak dışa doğru aşırı dönmesini engeller. Hayatımızdaki pek çok hareketi bağın sabitleyici etkisine dayanarak rahat bir şekilde gerçekleştiririz.(Koşma ve ani duruşlar, dans, çapraz koşular, kayak, futbol ve basketboldaki diz üzerinde dönmemizi sağlayan hareketler gibi..)Tüm bu hareketlerdeki en önemli bağlardan birisi olması nedeniyle vücuttaki en sık yaralanan bağdır. Yırtıldığı zaman diz içindeki kanamaya bağı olarak dizde şişlik, bacağın üstüne yüklenmede ağrı ve güvensizlik hissi oluşabilir. Eşlik eden kıkırdak ve menüsküs yaralanmaları yoksa sıklıkla 3 haftada diz tekrar gündelik hareketleri kaldırabilecek hale gelir. Ne yazık ki uygulanan rehabilitasyona rağmen bazı insanların gündelik hayatlarını yada sportif aktivitelerini etkileyecek düzeyde rahatsızlıklar devam edebilir. Dizde dönme ve boşa basıyormuş hissi oluşabilir. Bu grup hastaların yaşam kalitesini arttırmak, her boşalmada oluşabilecek kıkırdak, menüsküs yaralanmalarını ve uzun dönemde ortaya çıkabilecek kireçleme sorununu engellemek amacıyla cerrahi tedavi düzenlenebilir. Geleneksel ön çapraz bağ cerrahisi vücudun yakın bölgelerindeki dokuların serbestleştirilerek, dizi oluşturan iki ana kemik olan bacak kemiği (tibia) ve uyluk kemiği ( femur) arasına tek bir demet olarak nakledilmesi ve tespit edilmesi temeline dayanır. Günümüzde bu cerrahi uygulama pek çok ortopedist tarafından ustalıkla artroskopik teknik adı verilen kapalı ameliyat tekniği ile yapılmaktadır. Daha hızlı iyileşme ve daha az hasar verilen bu teknikle hasta aynı gün evine taburcu edilebilir hale gelir. Geleneksel Ön çapraz Bağ cerrahisinin başarı oranları % 85 civarındadır. 

ROTATOR MANŞET YIRTIĞI 

Omuzu ekleminin hareketlerini yapmasını sağlamak üzere belirli bir konumda kalmasını sağlayan kas topluluğunun yırtılması durumudur. Travmatik veya yaşa bağlı gelişim gösterebilir. Hastanın omzunda ağrı, kolunu yukarı kaldıramama şikayetleri gelişir. Başlangıçta genellikle fizik tedavi ve rehabilitasyondan fayda görebilir. Devam eden ağrılar ve şikayetler için artroskopik muayene ve tedavi seçeneği mevcuttur. Yırtık tamir edilebilir boyutlarda olduğu sürece artroskopik olarak tedavi edilebilmektedir. Çok büyük kas yırtıklarında açık tendon transferleriyle hareketsiz kalan eklem başka bir kasın yardımıyla hareketlendirilebilmektedir.


TEKRARLAYAN OMUZ ÇIKIĞI 

Omuz ekleminin 2 ana kemiği olan, kol kemiği (humerus) üst kısmı ve kürek kemiği (scapula) yan eklem ucu arasındaki ilişkinin ve sağlamlığının kaybolmasıdır. Omuz ekleminin bu iki kemiği bir arada tutan direnci, öne-aşağıya arkaya yada tüm yönlere doğru azalmış olabilir. Böylelikle hasta yüzerken, yukarıya uzanırken hatta gece yatakta dönerken kendiliğinden omzunu çıkarabilir. Tedavi genellikle ilk çıkıklarda istirahat ve rehabilitasyon ile olmaktadır. Tekrarlayan çıkıkların verdiği rahatsızlık ve ağrı gibi nedenlerle yırtılan bağların tamiri için cerrahi müdahale gerekmektedir. Cerrahi tedavi kliniğimizde 2 temel şekilde gerçekleştirilmektedir. Tekrarlayan çıkıklar nedeniyle tahrip olan eklemde ciddi kemik hasarı oluşmuşsa, aynı bölgeden başka bir kemik parça taşınır. Ve yaralanan bölge onarılır . Kemik hasarının baskın olmadığı , sadece bağ yırtığının ( bankart lezyonu-kapsüler yırtık ) hakim olduğu durumlarda hasar gören bağların artroskopik olarak tamiri mümkün olmaktadır. Omuza açılan 3-4 adet 1 cm boyutunda kesi ile eklemin görüntülenmesi ve yırtılan dokuların tekrar ait olduğu alan dikilmesi mümkün olmaktadır. Ameliyat sonrasında 3-6 hafta kadar omuz askısı kullanılmakta ve rehabilitasyonu sağlanmaktadır. Gündelik hayata dönüş 4-8 hafta civarında , spora dönüş 4 ile 6 ay civarında olmaktadır.

Ankara Söğütözü Hastanesi B2 katında yaklaşık 100metrekarelik alanda hizmet vermektedir.  Sekreterya odası, makroskopi  odası, laboratuar odası, dinlenme odası ve doktor odası olmak üzere standartlara uygun olarak tanzim edilmiştir.

Bünyesinde 300 kaset kapasiteli kapalı sistem doku takip makinesi(Leica), frozen-section cihazı(Leica), doku gömme ve bloklama makinesi(Leica), rotary mikrotom(leica), otomomatik boyama makinesi (Leica), otomatik immunhistokimya makinesi (Ventana), ve ışık mikroskopu (Zeiss) olmak üzere yeterli donanıma sahip olup; standardizasyon sağlanmıştır.

Rutin olarak her türlü ameliyat materyali, endoskopik biyopsiler, deri v.s.., sitoloji, intraoperatif konsültasyon materyali (frozen-section), hastane dışından gelen  konsültasyonlar  belirlenen standartlara uygun olarak  incelenmekte ve rapor edilmektedir. Rutin boyama , histokimya, immunhistokimya  işlemlerinin yapıldığı  laboratuarımız ,hastane dışı patoloji isteklerine de cevap vermektedir.  Patoloji konsültasyonuna gerek duyulduğunda  anlaşmalı üniversite ile iletişime geçilerek işlemler sürdürülmektedir.

Patoloji laboratuarı mızda,

Uzm Dr. Ahmet Levent Albayrak  - Patoloji uzman doktor.

Muharrem Yavuz-  - Patoloji teknisyeni

Gizem Yıldırım – Patoloji teknisyeni

Nesrin Polat – Sekreterya olmak üzere dört çalışanı ile hizmet vermektedir.

Ne zaman bir psikiyatriste başvurmak gerekir?

Sıkıntısı olan kişilerden çoğu zaman duyduğumuz bir cümledir: “Sıkıntılarım var ama benim psikiyatrik bir hastalığım yok!”. Bu şekilde söyler; çünkü psikiyatriste giden delidir, deli değilse de hemen ilaç verilecektir kendisine. Toplumumuzdaki bu önyargı nedeniyle, maalesef birçok kişi tecrübesiz ellerde sıkıntılarını giderememekte, yanlış teşhis ve tedaviler sonucu psikiyatriye inancını da yitirmektedir. Oysaki tıbbın psikiyatri branşı, duygu ve düşüncelerden oluşan ruhumuzla ilgilenir. Ruhsal sorunlarımızın çoğu zaman bedensel yansımaları ile diğer branşlardaki doktorları gezer dururuz. Onlar da “bir şeyiniz yok”, “psikolojik” dediğinde sinirlenir, başka doktorlardan medet umarız. Haklısız, çünkü anlaşılmadınız. Kişilerin bedensel olarak hissettikleri bir takım şikayetler, baş ağrısı, boyun ve sırt ağrısı, kasılmalar, uyuşmalar, iğnelenmeler, kulak çınlaması, baş dönmesi, egzemalar, kabızlık, mide ağrıları, mide bulantısı, hazımsızlık, yanısıra nefes alamama ve kalp çarpıntısı ile birlikte olan endişe atakları gerçektir. Kişi tarafından şiddetle hissedilir. Ancak bu şikayetlerin tanısı konmuş bir hastalıktan kaynaklanmadığı durumlarda, psikolojik faktörlerin bedeni etkileyeceği düşünülür. Bu durumda tedavinin bir parçası da psikiyatrik tedavi olmalıdır. Psikiyatrist, kişinin farkına varamadığı ancak bu tür şikayetlere neden olabilecek depresif bir durumun, bir ilişki sorununun ya da bir endişenin olup olmadığını tespit eder ve tedavi planını hastaya açıklar.

O halde psikiyatrik hastalık rahatsızlık ya da bozukluk diye tanımladığımız durumlar nelerdir?

Psikiyatrik rahatsızlıklar duygu, düşünce ve davranışlarda olumsuz değişikliklerle seyreden, bireyin işlevsellik düzeyini etkileyen tablolardır. Yaşamsal ve duygusal sorunlarınızı çözmede problem yaşadığınızda ya da sıkıntılarınızla baş etmede zorluk yaşadığınızda, bu sıkıntı ve problemlerin, depresyon, uyum bozukluğu, kişilik bozuklukları, akut stres bozukluğu, posttravmatik stres bozukluğu, panik bozukluk ve diğer endişe bozuklukları gibi psikiyatrik sorunlardan kaynaklanabileceği düşünülmelidir. Aynı zamanda bireyin kişiliğindeki savunma özellikleri ile baş etmeye çalıştığı bazı yaşam olayları ve yaşamsal stresler de bu bozukluklara yol açabilir. Bu nedenle, danışan kişi bir sorununun çözümü için başvurduğunda yapılan psikiyatrik değerlendirme ile tanısı belirlenmeli, bu tanıya göre tedavi stratejisi düzenlenmelidir. Tedavi stratejileri belirlenirken, kişinin öncelikli olarak psikoterapi desteğine mi yoksa medikal tedaviye mi ihtiyacı olduğu, ya da her ikisinin de eş zamanlı olarak uygulanması ile ilgili gerekli süreçler belirlenir. Bunun yanısıra evlilik sorunları, ilişki sorunları, yas süreci gibi psikiyatrik tanı kategorisine girmeyen ancak kişinin işlevsel durumunda belirgin derecede azalmaya yol açan durumlar da sıklıkla görülmektedir. Bu gibi durumlarda da psikoterapi desteği gerekmektedir. Danışana hangi tür psikoterapi tekniği ile yaklaşılacağı ise, danışan kişinin sıkıntısına, kişilik özelliklerine ve psikoterapi yapılan merkeze göre değişir. Psikoterapi, bu eğitime sahip bir psikiyatrist ya da klinik psikolog tarafından yapılır. Ancak burada dikkat edilmesi gereken bir husus vardır. Yine toplumumuzun bilinçlendirilme eksiği nedeniyle, hastalarımızın, psikolog ve psikiyatristlerin görev tanımlarını bilmediklerini uzunca bir süredir gözlemekteyiz. Bu nedenden ötürü, hastalar yanlış yönlendirilmekte, yıllarca yanlış tedaviler almakta ve tedavi umutlarını yitirmektedirler. Bu nedenle kişilerin öncelikle bir psikiyatriste başvurmaları ve durumlarının tespit edilmesi gerekmektedir. Psikiyatrist gerekli gördüğü durumlarda psikoterapi uygulamayı bilen bir klinik psikoloğa ve çocuklar için de gelişim uzmanı olan bir pedagoga yönlendirebilir. Psikologların, psikolojik danışmanların ve pedagogların hepsi klinik psikolog ya da pedagog değildir; bu nedenle danışan kişileri görmeye yetkileri yoktur. Danışan kişileri değerlendirmek ve terapi sürecine almaları için en az iki senelik klinik psikoloji yüksek lisans programını tamamlamış olmaları gerekmektedir. Klinik psikologların ve pedagogların danışan kişilere medikal tedavi yapmak ya da tedaviye ihtiyaçlarının olup olmadığını bildirme yetkileri yoktur. Bu nedenle hastalar, malesef yasalarla korunamayan hasta hakları konusunda dikkatli olmalıdırlar. Son dönemde yasa tasarısı olarak kabul edilen, klinik psikolog ve pedagogların bir psikiyatrist denetimi olmadan çalıştırılmaması konusunda çalışmalar devam etmekte ve hastalar da yanlış tedavi görmemeleri için bilinçlendirilmeye çalışılmaktadırlar.

MR

Özel Batman Zilan Hastanesi en ileri teknolojiye sahip donanımı ve uzman ekibi ile 24 saat kesintisiz hizmet vermektedir. Merkezimiz, tüm teknolojik cihazları aynı çatı altında bulundurması ve bu cihazlardan alınan görüntülerin birbiri ile ilişkilendirilmesini sağlayan altyapısı ile hastaların işlemlerini kolay ve hızlı tamamlamalarına olanak sağlamaktadır. Hastanemizde 1,5 Tesla Siemens Marka MR ile Kranial MR, Spiral Kanal MR, Eklem MR, Fonksyonel MRi B.O.S Dinamik MR, Spektroskopi MR, gibi tüm MR çekimleri gerçekleştirilmektedir. Kullanılan dijital radyoloji ve arşivleme sistemi PACS sayesinde, tanı amacıyla kullanılan görüntüleme cihazları birbiri ile ilişkilendirilebilmektedir. Bu sistemde, görüntü paylaşımı ve elde edilen görüntülerin kolay erişilebilir şekilde saklanması mümkün olabilmektedir. Böylece, özellikle kronik hastalıklarda ve kanser vakalarında önemli olan geçmiş kayıt ve görüntüler birbiri ile karşılaştırılabilmektedir.

Mammografi

Meme kanserinin erken teşhisinde en etkin yöntem mammografidir. 40 yaşından sonra klinik şüphe halinde doktor tavsiyesi ile yılda 1 kez, 50 yaşından sonra rutin yılda 1 kez mammografi taramasından geçmek gerekir.

Röntgen

Akciğer, kemik, doku ve tüm vücut röntgen grafileri, ilaç verilmeden X ışınları kullanılarak, vücudun tüm bölgelerini görüntülemeye yarayan temel radyolojik tetkiktir.
Direk Röntgen ( Konvansiyonel Röntgen ) : 
Akciğer, kemik, doku ve tüm vücut röntgen grafileri, ilaç verilmeden X ışınları kullanılarak, vücudun tüm bölgelerini görüntülemeye yarayan temel radyolojik tetkiktir.
İndirek Röntgen ( İlaçlı Filmler ) :
Ağız yolu ve damar yolu ile kontrast madde denilen ilaçtan verilerek röntgenle veya tomografi ile yemek borusu, mide, barsakların ve böbreklerin görüntülerinin alınmasıdır.

Bilgisayarlı Tomografi

Beyin ve tüm vücut tomografisi. X ışınları kullanılarak beynin, boynun, tüm karın iç organlarının, akciğer ve kemiklerin kesitler halinde ayrıntılı olarak değerlendirilmesidir.

Kemik Dansitometri

Kemiklerin yapısında yer alan maddelerin yoğunluğunu ölçen bir yöntemdir. Bu yöntemle kemik madde kaybı (kemik erimesi) saptanır

Kovansiyonel Röntgen

Akciğer, kemik, doku ve tüm vücut röntgen grafileri, ilaç verilmeden X ışınları kullanılarak, vücudun tüm bölgelerini görüntülemeye yarayan temel radyolojik tetkiktir.
Direk Röntgen ( Konvansiyonel Röntgen ) : 
Akciğer, kemik, doku ve tüm vücut röntgen grafileri, ilaç verilmeden X ışınları kullanılarak, vücudun tüm bölgelerini görüntülemeye yarayan temel radyolojik tetkiktir.
İndirek Röntgen ( İlaçlı Filmler ) :
Ağız yolu ve damar yolu ile kontrast madde denilen ilaçtan verilerek röntgenle veya tomografi ile yemek borusu, mide, barsakların ve böbreklerin görüntülerinin alınmasıdır.

Rengli Doppler (Ultrasonografi)

Damarların ucuz ve pratik olarak görüntülenmesidir. Sıklıkla boyun damarlarında, kol ve bacak damarlarında, böbrek gibi iç organ damarlarında oluşan kireçleme, darlık ve tıkanıklıklar bu yöntemle erken olarak tespit edilebilir.

Zilan Hastanesi Üroloji Bölümü Merkez’de iki ve Kavaklıdere’de bir olmak üzere toplam üç uzman hekimle hizmet veren bir bölümdür. Acil Servis, poliklinik ve yatan hasta olarak her alanda hizmet veren bölümün çeşitli spesifik merkezler aracılığıyla belirli hastalık gruplarına yönelik tanı ve tedavi programları mevcuttur. Her türlü ürolojik operasyonun başarıyla yapılabildiği bölümde bazı operasyonlar ise poliklinik koşullarında yapılabilmektedir. Bölüm cinsel sağlık merkezi gibi multidisipliner organize olmuş eğitim ve danışma programları ile de hastalarımıza danışmanlık hizmeti vermeyi amaçlamaktadır.

Prostat Hastalıkları Kliniği: Bu merkez prostat hastalıkları konusunda hizmet vermektedir. Prostatit, prostat büyümesi ve prostat kanseri konusunda çağdaş tedavi yöntemlerini uygulamaktadır. Bilhassa 50 yaşından sonra her hastada PSA düzeyi de değerlendirilerek kanserinin erken tanısı için çaba harcamaktadır.

Cinsel Sağlık Programı: Bu merkez 14 yaş ve üzeri tüm erkek ve kadınlara cinsel sağlık ile ilgili her konuda hizmet vermek amacı ile oluşturulan bir merkezdir. Üroloji, Kadın hastalıkları , Psikiatri, Nöroloji ve Endokrinoloji bölümlerinin ortak çalıştığı bu merkezde, cinsel işlev bozuklukları konusunda multidisipliner bir yaklaşımla kişiye özel yaklaşım sunulmaktadır. Ayrıca cinsel eğitim, evlilik öncesi cinsel danışmanlık, ergenlik dönemi cinsel eğitim, aile terapisi ve evlilik terapisi hizmetleri verilmektedir.

Farmakolojik Ereksiyon Merkezi Farmakolojik Ereksiyon Programı (FEP): Cinsel iktidarsızlık olarak tanımlanan cinsel ilişki için yeterli ereksiyon sağlayamama yada ereksiyonu bütün ilişki boyunca devam ettirememe durumlarında bihassa ağızdan ereksiyonla ilgili ilaç (Sildenafil) kullanamayan hastalarda tedavi yollarından biridir. Bu tedavi ereksiyona neden olan bir ilacın doğrudan penise enjekte edilmesi şeklindedir. Bu tedavi şekli ereksiyon problemi olanların evde tedavi edilmesine imkan sağlayacak kendi kendinize steril enjeksiyon şeklindedir. Konu ile ilgili aydınlatıcı bilgiler içeren broşürümüzü hastanelerimizden sağlayabilirsiniz.

Sünnet

Dünya erkek nüfusunun 1/6 sı sünnetli olduğu tahmin edilmektedir. Amerikan Pediatri Akademisi; yenidoğan sünnetinin potansiyel tıbbi faydaları ve avantajları yanında risk ve dezavantajlarının da olduğunu açıklamıştır. Sünnetin çok erken yaşlarda üriner sistem enfeksiyonuna karşı; ileri yaşlarda ise HIV enfeksiyonu ve penis kanseri ile serviks kanserine karşı koruyucu etkiler sağladığı savunulmaktadır.

Potansiyel tıbbi faydaları:

Sünnet derisi ile ilgili sorunları önler. Penis kanseri riskini azaltır. Cinsel yolla bulaşan HIV gibi hastalıkları ve serviks kanseri oluşma riskini azaltır. Yeni doğan ve ilk bir yaş içerisindeki erkeklerde idrar yolu enfeksiyonunu 10 kat azaltır.

Yapılmaması gerektiği durumlar:

Penisteki doğumsal anomaliler (hipospadias, epispadias). Kanama yatkınlığı ve erken doğumlar.

Sünnet için ideal yaş:

Görüş birliği olmamasına rağmen genellikle yeni doğan döneminde yapılması önerilmektedir. Bu dönemde yapılacak sünnet üriner enfeksiyon riskini azaltır, sünnet derisi ile ilgili problemleri minimuma indirir. Lokal anestezi altında uygulamanın yaygın olduğu ülkemizde doğumu takiben ilk yaş tercihan ilk altı ay içerisinde yapılmasını önermekteyiz.

Yaptığımız Operasyonlar

Açık Cerrahi Girişimler:

Böbrek Taşı Cerrahisi

Üreter Taşı Cerrahisi

Mesane taşlarının çıkartılması

Piyeloplasti Açık Prostat Cerrahisi

Radikal Prostatektomi Mesane Tümörü Cerrahisi

Diversiyon Ameliyatları

Böbrek Tümörü Ameliyatları

Böbreğin Kısmi Çıkarılması

Üretroplasti Hidrosel Cerrahisi

İnmemiş Testis Cerrahi Tedavisi

Orşiektomi Sünnet Hipospadias Cerrahisi

Penil Protez Takılması

Priapismus Cerrahi Tedavisi

Stres İnkontinans Cerrahisi (Pubovaginal Sling)

Radikal Sistoprostatektomi Perkutan Nefrolitotomi

Endoskopik Girişimler:

Kapalı Prostat Cerrahisi (TUR)

Mesane tümörlerine endoskopik girişimler

Mesane taşlarının kırılması (Sistolitotripsi)

Üreter alt uç taşlarının kırılması ve basket uygulaması

Reflüde teflon enjeksiyonu

İnkontinansta periüretral enjeksiyon

Sistoskopi Üreteroskopi

Ejakulator kanal kisti rezeksiyonu

Üretra darlıklarının endoskopik tedavisi

Üreteral balon dilatasyonu

Stres İnkontinans Cerrahisi

Ürospiral takılması ve alınması

İntraüretral stent takılması

Erkek infertilitesi Mikroskopik Varikosel Cerrahisi

Açık testis biyopsisi

Perkutan testis biyopsisi

Vezikuloseminografi Transrektal Ultrasonografi (TRUS)

TRUS önderliğinde seminal kese aspirasyonu

Mikroşirurjik Epididimden Sperm Aspirasyonu (MESA)

Perkutan Epididimal Sperm Aspirasyonu (PESA)

Mikroskopik Testiküler Sperm Ekstraksiyonu (MTESE)

Testiküler Sperm Aspirasyonu (TESA)

Vazovazostomi Vazoepididimostomi

Poliklinikte Ayakta Yapılan Girişimler

Böbrek kistlerinin perkutan boşaltılması

Perkutan nefrostomi takılması

Hidrosel aspirasyonu

Papaverin Testi

Transrektal Ultrasonografi (TRUS)

TRUS önderliğinde prostat biyopsisi

Üretrosistografi

Mesane tümörlerinde BCG uygulaması

Perkutan Testis Biyopsisi

Üretral Dilatasyon

Perkutan Sistostomi

Sistoskopi Üroflowmetri

Sistometri ve EMG Basınç akım çalışması Kavernosometri

MİSYONUMUZ

Özel Batman Zilan Hastanesi
Özel Batman Zilan Hastanesi
Özel Batman Zilan Hastanesi
Özel Batman Zilan Hastanesi
Özel Batman Zilan Hastanesi
Özel Batman Zilan Hastanesi
Özel Batman Zilan Hastanesi
Özel Batman Zilan Hastanesi
Özel Batman Zilan Hastanesi
Özel Batman Zilan Hastanesi
Özel Batman Zilan Hastanesi
Özel Batman Zilan Hastanesi
Özel Batman Zilan Hastanesi

             Hasta, hasta yakını ve çalışan memnuniyeti odaklı, tıp etiği ilkelerinden ödün vermeden, seçkin kadrosu ile bilimsel ve teknolojik gelişmeleri takip ederek ulusal ve uluslar arası standartlarda yasal gerekliliklere uygun hizmet sunmak.

logo
logo
logo
logo
logo
logo
logo
E-Randevu

E-RANDEVU SİSTEMİ E-randevu için tıklayınız

E-laboratuvar

E-LABORATUVAR SİSTEMİ E-laboratuvar için tıklayınız